BaNa ReNGiNi SöYLe!..

Bana rengini söyleKireç, bakır, karbonat ve quartz kumunun karıştırılmasıyla birlikte (bir nevi sentetik boya), renkler yaşamımızın bir parçası haline geldiler. O zamana kadar sadece doğada, doğal şekilde bulunan renklere sahipken, hayatımıza yepyeni renkler girdi ve zevklerimiz baştan aşağı değişti. Şimdi ise renklerin de en az müzik kadar insan psikolojisini etkilediğini biliyoruz.

Her zaman geçerli değil, ama bir arkadaşımızın giydiği kıyafetlerin rengine bakarak ruh halini aşağı yukarı anlayabiliriz. Ama heavy metal dinleyen birinin daima siyah giymesi, sürekli yas tuttuğu anlamına gelmiyor tabii ki.

Bakalım renklerin psikolojik etkileri nelermiş:

Kırmızı: Enerji veren, heyecanlandıran ve insanı alarma geçiren bir renktir. Kırmızı kıyafet giyen insanlar genelde daha sosyal kişilerdir. Uyarı işaretleri ve ikazlar kırmızı ile belirtilir. Kırmızı bir tabela gördüğümüzde tehlikeli bir durum olduğunu düşünürüz hemen.

Yeşil: Dengeleyici renk olmasının yanı sıra, arzu ve istekleri simgeler. Bu nedenle çıkış yolları bu renkle gösterilir. Örnek mi istiyorsunuz? Yeşil trafik ışığına ne dersiniz?

Mavi: Yaratıcılığı arttıran, huzur veren ve rahatlatan bir renk olarak bilinir. Genelde kurallar ya mavi fontlarla, ya da mavi zemin üzerine beyaz fontlarla yazılır. Bu şekilde insanların belli kurallara uyması kolaylaşır.

Beyaz: Saflığı, temizliği simgeler. Eskiden filmlerde iyiler hep beyaz giyerdi, modern sinemada bu kalıp yıkıldı. Hatta modern müzikte bile. Örnek olarak Bon Jovi’yi verebiliriz: “Good guys don’t always wear white“

Sarı: İnsana ferahlık veren, neşelendiren bir renktir. Bulutların arasında güneşi görünce ne kadar sevindiğimizi düşünsenize! Neşeyi, parlaklığı, ışıltıyı getiren bir hissi vardır. Ayrıca daha çabuk konsantre olarak problemleri daha kolay çözebilmemizi sağlar.

Turuncu: İştah açıcı özelliği vardır. Kilo problemi olanlar bu renkten şiddetle uzak dursunlar. Tahmin edildiği üzere, turuncu tabakta yemek yerseniz kolay kolay sofradan kalkamazsınız. Nasıl, iştahınız açıldı mı biraz?

Pembe: Duygusal insanların rengidir. İnsanları maddiyatan uzaklaştırıp, maneviyata yönlendirir. Bakınız Pembe Panter hiç paraya önem veriyor mu? "Pembe gönlüm sende!" lafı da bu nedenle söylenmiştir. Yani maddiyatla alakam yok, seni kalpten seviyorum bağlamında. Çok etkili bir laftır.

Mor: Moral veren, insanın kendine olan güvenini arttıran bir renktir. Kendini çabuk bırakan, olayların etkisinde fazla kalan insanlar için ilaç gibi bir renktir. Sinir sisteminin tedavisinde de kullanıldığı söyleniyor.

Diğer renkler için durum bu kadar da iç açıcı değil. Örneğin kahverengi güvensizlik hissi uyandırıyormuş, bu yüzden pek çok bankada, çalışanların kahverengi takım elbise giymesi yasakmış. Gri ise insanı iç dünyasına yöneltiyormuş, cezaevlerindeki koğuşları artık griye boyamıyorlarmış. Siyah hakkında konuşmaya gerek bile yok, karamsarlığı temsil ediyor ne yazık ki.

20/6/2008 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

BaNa ReNGiNi SöYLe...

Bana rengini söyleKireç, bakır, karbonat ve quartz kumunun karıştırılmasıyla birlikte (bir nevi sentetik boya), renkler yaşamımızın bir parçası haline geldiler. O zamana kadar sadece doğada, doğal şekilde bulunan renklere sahipken, hayatımıza yepyeni renkler girdi ve zevklerimiz baştan aşağı değişti. Şimdi ise renklerin de en az müzik kadar insan psikolojisini etkilediğini biliyoruz.

Her zaman geçerli değil, ama bir arkadaşımızın giydiği kıyafetlerin rengine bakarak ruh halini aşağı yukarı anlayabiliriz. Ama heavy metal dinleyen birinin daima siyah giymesi, sürekli yas tuttuğu anlamına gelmiyor tabii ki.

Bakalım renklerin psikolojik etkileri nelermiş:

Kırmızı: Enerji veren, heyecanlandıran ve insanı alarma geçiren bir renktir. Kırmızı kıyafet giyen insanlar genelde daha sosyal kişilerdir. Uyarı işaretleri ve ikazlar kırmızı ile belirtilir. Kırmızı bir tabela gördüğümüzde tehlikeli bir durum olduğunu düşünürüz hemen.

Yeşil: Dengeleyici renk olmasının yanı sıra, arzu ve istekleri simgeler. Bu nedenle çıkış yolları bu renkle gösterilir. Örnek mi istiyorsunuz? Yeşil trafik ışığına ne dersiniz?

Mavi: Yaratıcılığı arttıran, huzur veren ve rahatlatan bir renk olarak bilinir. Genelde kurallar ya mavi fontlarla, ya da mavi zemin üzerine beyaz fontlarla yazılır. Bu şekilde insanların belli kurallara uyması kolaylaşır.

Beyaz: Saflığı, temizliği simgeler. Eskiden filmlerde iyiler hep beyaz giyerdi, modern sinemada bu kalıp yıkıldı. Hatta modern müzikte bile. Örnek olarak Bon Jovi’yi verebiliriz: “Good guys don’t always wear white“

Sarı: İnsana ferahlık veren, neşelendiren bir renktir. Bulutların arasında güneşi görünce ne kadar sevindiğimizi düşünsenize! Neşeyi, parlaklığı, ışıltıyı getiren bir hissi vardır. Ayrıca daha çabuk konsantre olarak problemleri daha kolay çözebilmemizi sağlar.

Turuncu: İştah açıcı özelliği vardır. Kilo problemi olanlar bu renkten şiddetle uzak dursunlar. Tahmin edildiği üzere, turuncu tabakta yemek yerseniz kolay kolay sofradan kalkamazsınız. Nasıl, iştahınız açıldı mı biraz?

Pembe: Duygusal insanların rengidir. İnsanları maddiyatan uzaklaştırıp, maneviyata yönlendirir. Bakınız Pembe Panter hiç paraya önem veriyor mu? "Pembe gönlüm sende!" lafı da bu nedenle söylenmiştir. Yani maddiyatla alakam yok, seni kalpten seviyorum bağlamında. Çok etkili bir laftır.

Mor: Moral veren, insanın kendine olan güvenini arttıran bir renktir. Kendini çabuk bırakan, olayların etkisinde fazla kalan insanlar için ilaç gibi bir renktir. Sinir sisteminin tedavisinde de kullanıldığı söyleniyor.

Diğer renkler için durum bu kadar da iç açıcı değil. Örneğin kahverengi güvensizlik hissi uyandırıyormuş, bu yüzden pek çok bankada, çalışanların kahverengi takım elbise giymesi yasakmış. Gri ise insanı iç dünyasına yöneltiyormuş, cezaevlerindeki koğuşları artık griye boyamıyorlarmış. Siyah hakkında konuşmaya gerek bile yok, karamsarlığı temsil ediyor ne yazık ki.

9/5/2008 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

PaRaPSiKoLoJi NeDiR?

Günümüzde bir çok öğreti sistemlerinde olduğu gibi, parapsikoloji tanımında da değişikler yapmak, konuya daha derin bir boyuttan bakmak zorundayız. Bu düşünceyle parapsikoloji tanımını daha geniş bir biçimde ele alarak, kolay anlaşılır hale getirmek istedim.
Bu bakışla konuya yaklaşırsak, günümüz Parapsikolojisi: Modern psikoloji ve modern tıbbın verileriyle, doğu bilgeliğinin verileri arasında köprü oluşturan bağımsız bir bilim dalıdır.
Budizm, sufizm, tao felsefeleri, yüzlerce yıllık tradisyonlar ve revizyonlarla, insanın evrenle olan manevi ve ruhsal ilişkisinin yaşam içinde belirlenmesi ve araştırılması yönündeki çalışmalar, parapsikolojidir. Bu bakış açısıyla yapılan araştırma ve çalışmalar, parapsikolojiyi dünyanın bir çok üniversitesinde bağımsız bir kürsü haline getirmiştir. Parapsikoloji, fizik ötesi çalışmalarıyla, konulara bilimsel yaklaşımıyla, dünyanın pek çok üniversitesinde saygın bir duruma gelmiştir.
Parapsikoloji, klinik bulgularla ölçümlenemeyen psişik fenomenler üzerinde araştırma yapan bir bilim dalıdır.
Örnek: Telepatinin, klinik metotlarla yapılan araştırmalarda ölçüm normlarına girmeyen, ama soluduğumuz hava kadar gerçek bir fenomen olduğu hepimiz tarafından bilinir. Telepati gibi diğer psişik D.D.A.(Duyular dışı algılama) fenomenleri, modern bilimin yeni gerçeklikleri altında masaya yatırılmışlardır.
Gördüğümüz, ölçebildiğimiz madde, enerjinin bir hali ise, bu maddenin derinliklerine inmeye başladığımız zaman, klasik sebep sonuç ilişkileri, zaman ve mekan akışı, günlük bilincimize bağlı standart kavramlarla, açıklanamayacak fenomenlerle bizi karşı karşıya bırakmaktadır. Günümüzde, bilincin zaman ve mekan koşullarına göre esneyebildiğini, duyuların dışına çıkabildiğini artık biliyoruz. En basit örnekle; ipnoz yöntemi kullanılarak, zamanın ve mekanın kabukları kırılabilmektedir.
Rüyalarda geleceğe ait herhangi bir fenomenin nasıl tezahür ettiğini düşünelim! Beş dakika içinde rüyada bir ömür geçirebildiğimizi, bilincin, zaman mekan koridorlarına bağlı olmadan hareket edebildiğini artık bilim de kabul ediyor. Alfa ritmine girildiğinde, nasıl, neler yaşandığını hayretle izliyoruz...
Örneğin ipnoz altında neler yapıldığını da şaşkınlıkla gözlemliyoruz. Saatten haberi olmayan bir süjeye, saat sorulduğunda, nasıl kesin olarak söyleyebiliyor? Süjeye trans halindeyken, saat beşte şunu yapacaksın dendiğinde, nasıl bu emri tam zamanında yerine getirebiliyor? ( Post ipnotik telkin ) Günlük bilincine yansımamış herhangi bir bilgiyi nasıl kullanabiliyor? Rüyalarda, geleceğe ait herhangi bir fenomen nasıl tezahür ediyor? Bu tür sorulara samimi bir yanıt verilmedikçe, inkar etme yolundan dönülmedikçe, gerçekleri bulmamız olası değildir.
Bilim de kendi içinde sürekli bir değişim halindedir. Bilimi değişmez bir duvar gibi kabul ederek, bu duvara yaslanıp kalmak doğru değildir. Sonuç olarak şunu söylüyoruz; Metafizik bilgilere, ön yargılarla ulaşılamaz...

MADDE VE RUHU ANLAMAK
Anlamak; anlayacağın bilginin, uygulamanın haletini yaşamaktır. O bağlantıyı yapmak ve sembolleri çözmek demektir. Senin için gizli, bilinmeyen olanı, bilinir hale getirmektir anlamak. O bilgiyle aynı potada erimek, aynı frekansta buluşmak ve o haleti yaşamaktır. Özetle, o güne kadar senin için sır olanın açığa çıkması demektir. Anlamak ve idrak, aynı merdivenin iki ayrı basamaklarıdır.
Bir mobilyacının yeni model bir masanın nasıl yapılacağını dinlemesi, anlamak değildir. Ancak onun yapımını bitirince anlamış olacaktır. Biz önce nasıl yapılacağını dinleriz, anladık deriz. Fakat asıl anlamak, inşa etmek, yani ortaya bir eser çıkarmak demektir. Birincisi dinlemek, ikincisi ise anlamaktır. O halde gerçek anlamak, o yasaları öğrenip, uygulayabilir hale gelmektir. Anlamışsan, yaparsın. "Bilgin kadar varsın" sözü bunu ifade eder.
Anlamak sözü üzerinde bu kadar titizlikle durduğumuza göre, devre sonu dediğimiz bu kritik günlerde, asıl anlamamız gereken konuya girebiliriz. İnsanlık, ulaşmış olduğu bu günkü teknolojik düzeye rağmen, ne maddeyi, ne de ruhu anlayamamış fakat, olabildiğince gerçekleri saptırmaktan da geri kalmamıştır.
İnsanın kendinden kaçışı ve gerçeklerle yüzleşmekten bu denli korkması daha nereye kadar devam edecek?
Ruh kavramını bir öcü gibi telaffuz etmekten korkanlar, Kur'an' dan da destek alarak bu korkularını örtmeye çalışmışlardır. "Sana ruhtan söz ederler-se, o Allah'ın emrindedir" dersin, ayetine yeterli bir açıklama getirilemezse, doğal olarak bu çıkmaza girmek kaçınılmazdır. Oysa biraz özen göstererek araştırıldığında, bir çok bilim adamı ve veli dediğimiz, inisiye (gizemli) varlığın, ruh hakkındaki ilginç sözlerine çok kolay ulaşabiliriz. Bakın Bilge Mevlana ne diyor:
"O bilginler ki evrenin özetidirler,
Bilgilerinin atı göklerde gezer,
İş anlamaya gelince senin özünü,
Felek çarpmış gibi başları döner."
Yunanlı filozof Heraklit:
"Dünyanın tüm yollarını katetsende, Ruhun sınırlarını asla bulamazsın. Ruhun özü işte bu kadar geniştir."
Diğer bir filozof da:
"Tanrı'nın harikaları arasında iki şey vardır ki, diğerlerinden çok farklıdır:
1- Gök Kubbe (Yıldızlı Gökyüzü)
2- Ruh" demiştir.
Ruhun varlığı ve harika oluşu, bu kadar açık belirtildiğine göre, bu kaçış neden? Bu kaçış, insanın kendinden kaçışıdır. Şimdi tekrar madde ve ruhu anlamaya geri dönelim ve irdelemeye çalışalım.
İnsanlığın Kullanamadığı Güç Kaynağı İmajinasyon;
Gezegenimizde insan uygarlığını meydana getiren madde ve ruh birlikteliğini irdelemek için tüm inançların ötesinde rasyonel aklın anlama yetisine ve imajinasyonun çalıştırılmasına ihtiyaç vardır. Uygarlığımızın vardığı nokta inançların dışındaki uğraşlarla meydana getirilmiştir. İnanmak bir realitenin insan üzerindeki obsesyonu, yani saplantısıdır. "Eğriyi doğrudan ayıran bilgidir" sözünü öncül bir gerçek olarak kabul edersek, mevcut gerçekliklerin inanma duvarlarının ördüğü sınırların dışında, anlama yetisinde kavranabileceğini kabul ederiz.
Anlamak ve kavramak için tek realite bilgidir. İnanmak ise, bir realitenin sınırlandırılması, atıl hale getirilmesi demektir. Özetle önyargı, o kişi için değişmez gerçek demektir.
Bilginin işlenmesi, analiz edilmesinin aracı ise, akıldır. Ulaşılan tüm sentezler akıl ile yapılır. Fakat insan uygarlığının gelişmesinin ulaştığı seviyenin enerji kaynağı ise, imajinasyon yetisidir. İmajinasyonun yaratıcılığı sayesinde akıl işleyeceği bilgilere ulaşır.
İmajinasyon bilim adamları: 15.yy'da Kopernik, 16.yy'da Galileo, Kepler, 17.yy'da Newton ellerinde yeterli hiçbir alet bulunmazken Güneş sistemimizin çalışma prensiplerini, genel çekim yasalarını matematiksel olarak bulabilmişlerdir. 19.yy'da gelişen optik teleskoplar vasıtasıyla bunlar ancak kanıtlanabilmiştir. 20.yy'ın başında Einstein, maddenin temeli olan atom yasalarını, evrensel çekim kanunlarını, ışığın yayılma dinamiklerini matematiksel olarak tam kesinlikle ispat etmiştir. 20.yy sonunda gelişen bu teknoloji Einstein'ın tüm teorilerinin doğruluğunu kanıtlamıştır. Deneyden bağımsız bir matematiğin nasıl oluyor da duyularımızın ulaşamadığı bu gerçeklikleri bulduğu, bugünkü bilimin en büyük paradoksudur. Çünkü Einstein laboratuara girmemiştir, salt imajinasyon ve rasyonel aklın gücüyle bu gerçekliklere ulaşmıştır.
Birbaşka örnek ise, motornöron hastası olan ve vücudunda fiziksel olarak bir tek el parmaklarını çalıştırabilen astrofizikçi Stephan Hawking daha da ötelere giderek, milyarlarca ışık yılı ötede bulunan galaksilerin ve karadeliklerin çalışma prensiplerini ve dinamiklerini keşfetme kudreti göstermiştir. Teknolojik olarak hepsi tek tek kanıtlanıyor ve bilim dünyası bu insanın, hangi yetisi ile bu gerçeklikleri bulduğunu anlamaya çalışıyor. Milyarlarca ışık yılı uzağımızda bulunan bir gerçekliğin dinamikleri ve yasaları nasıl oluyor da 1.750 gr.lık bir beynin içinde şekilleniyor. Hem de şaşmaz matematiksel bir kesinlikle.
Sorularımıza devam ediyoruz; Mozart'ın 4 yaşında ilk konçertosunu bestelemesi, 6 yaşında senfoni bestelemesi, hem de hiçbir müzik eğitimi almadan!...Beethoven'ın müzik yapmak için vazgeçilmez duyumuz olan duyma yetisini kaybetmesi, bu yetiden mahrum oluşu bestelerine devam etmeye bir engel oluşturmadı. Evrensel ölçekteki yüzlerce bestesini sesleri duymadan yapabildi.
Uygarlığımızın bilgi sıçramalarını yaptıran bu insanların, bu bilgiyi nereden çekip aldıkları ve bu bilginin kaynağının klasik anlamda bir sebep-sonuca bağlı kalmadan nasıl ortaya çıktı sorusunun cevabı, hala havada asılı durmakta!.Ulaşılan tüm gerçekliklere teoriden gidilir. İşte buradaki teori imajinasyon yeteneğimizdir. İmajinasyona eğriyi doğrudan ayıran bilgi gerçekliği ile bakıldığında, onun tek bilgi kaynağımız olduğu ortaya çıkar. Rasyonel akıl ise, imajinasyonun işlendiği ve duyular vasıtasıyla denemelerinin ve analizinin yapıldığı gerçekliktir.
Madde olarak organize olduğumuz sistem ve duyularımızla algıladığımız madde, evrendeki mevcut enerjinin sadece bir dalga boyudur. Modern fizik bugün mevcut enerjinin 1,5 milyardan fazla farklılıkta dalga boyuna sahip olduğunu kanıtlamıştır. Özetle, bizim maddemiz bu dalgalanmanın sadece 1,5 milyarından biridir. Bunlarla şunu demek istiyoruz: Varoluşun 1.499.999.999 tane daha boyutu var. Madde sadece 1 tanesi. Maddenin temel parçacıklarının dünyasına indiğimizde ise, karşımıza çıkan gerçeklik, maddenin duyularımızla algıladığımızın tersine hiç de statik ve atıl olmadığıdır. Duyularımızla algıladığımız maddesel gerçeklikler kan, çiçek, kelebek, su, hücre vb. maddenin en küçük yapı taşlarında tasarlandığı, dizayn edildiği gerçekliğidir.
Maddenin atomik yapısında bir imajinasyona ve bilgi alış-verişine sahip olduğu modern fizik tarafından kanıtlanmıştır. Maddenin tüm katmanlarında dizayn edici, form verici, irade dışı bir güç kaynağı olarak karşımıza çıkan imajinasyon için uygarlığımızın vereceği tüm adlandırmalar sınırlıdır, eksilir ve noksandır.
Çünkü maddenin kabasından en küçük kütlesine (atom ve atomaltı parçacıklar) ve ömür bakımından da en kısa ömürlü olanlarına (saniyenin 80 milyarda biri) kadar tümü, karşı konulmaz bir şekilde imajinasyonun şekillendirmesi ve yönetimi altında kalıyor. Keşfetmek kudretini şimdilik gösteremediğimiz imajinasyonun yaratıcı gücüne varoluşun en temel dinamiğine insanoğlunun sağduyusu "Ruh" ismini vermiştir. Ve insan evreni meydana getiren maddenin enerji kaynaklarının sadece bir dalga boyu olduğu gerçeği ile imajinasyonun anlamaktan uzak olduğumuz sonsuz gerçekliği arasında şimdilik sıkışıp kalmıştır.
Mevcut evreni kalıplara bölmek, önyargı ve inançlarla değerlendirmek, sonsuzu metreyle ölçmeye kalkışmaktır.

4/2/2008 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

BİYORİTM

Bir yorum üzerine biyoritm konusunu tekrar ele alacağım.Biyoritm nedir? ve Nasıl kullanılır? sorularına yanıt bulduğunuz yazım yeterli olmamış ve yorumcumuzun sorularını giderememiş.Ve Biyoritmin ne zaman yüksek olduğunu sormuş.Ben bu konunun uzmanı değilim ama araştırarak sorularınıza yanıt bulmaya çalışıyorum ve çalışmayada devam edeceğim...

 

Kendi biyoritminizi kendiniz hesaplayıp bulabilir ve zihinsel açıdan hangi günler daha başarılı olabileceğinizi tespit ederek yaşantınızı kolaylaştırabilirsiniz.

Hava daima yağışlı veya güneşli değildir. Bitkiler daima çiçek açmaz. Ağaçlar durmadan meyve vermez. Yürümek, oturmak, uyumak, çoğalmak… Görünen ve görünmeyen her ne varsa sürekli hareket halindedir ve kendine özel bir tempoda devinir.

Dalgaların kıyıya vurmasından, güneşin, yıldızların, dünyanın ve ayın hareketlerine kadar her şey periyodik bir ritmle hareket eder. Biz farkına varsak da, varmasak da evrende bulunan her şey kendine özel bir ritme sahiptir.

Mikro kozmostan makro kozmosa kadar bütün hayat kendi ritminde danseder. Bunun farkına varan Phisagor, evreni notalarla açıklamaya çalışmıştır. Pesten tize, inceden kalına alçalıp yükselen notaların ritmi insanın hiçbir biçimde farkında olmadığı ritm duygusunu açığa çıkartır ve harekete geçirir. Bilinçsizce bedenimiz ritme uygun salınmaya başlar. Coşku, hüzün, cesaret, gevşeme gibi ritmin özelliğine uygun tepkiler vermeye başlarız.

Biyoritm teorisi, her şeyde olduğu gibi insan hayatında da belli bir ritm olduğunu ve hayatın çeşitli alanlarında iyi ve kötü günleri belirlediğini savunur.

Bu fikrin babası Dr. Wilhelm Filess’dir. Ancak, eski kültürler incelendiğinde ortaya çıkartılan takvimlerinde aynı şey olmasa bile benzer bir mantıkla hazırlandıkları söylenebilir.



ÜÇ ÇEŞİT RİTM

Biyoritme göre insanın hayatında doğum anıyla başlayan ve ölene kadar kesintisiz devam eden birbirinden farklı üç çeşit dalga vardır. Fizik, duygu ve zihin dalgaları olarak isimlendiren bu dalgalar kendi içlerinde iki kola ayrılırlar. Pozitif ve negatif, yani iyi ve kötü şeklinde değerlendirilen bu günlerin kesiştikleri nokta ise, kritik gündür.

Doğum anı sıfır noktası olarak kabul edilir. Bu noktadan üç ayrı dalga ilk beş-altı gün birlikte artı yönünde yükselirler. Sonraki günler ilk olarak fizik dalgası alçalmaya başlar. Daha sonra sırasıyla diğer dalgalar alçalmaya başlar. Böylece farklı periyodlar çizmeye başlarlar.

FİZİK DALGASI

İsminden de anlaşıldığı gibi fiziksel gücü gösterir. 23 günlük periyoda sahiptir. 23 günlük periyodun ilk yarısı pozitif, ikinci yarısı ise negatiftir. Birinci ve on ikinci günler kritik gün olarak kabul edilir. Kritik günlerde fizik dalgası pozitiften negatife veya negatiften pozitife geçmektedir. Fizik dalga pozitifteyken kişi fiziksel açıdan güçlü ve dayanıklı olur. Amerika’da hastanelerde yapılan bir araştırmaya göre hastanın fizik dalgası pozitifteyken ameliyata alındığında kanamanın fazla olmadığı ve hastalığa karşın direncin daha yüksek olduğu görülmüştür. Sporcular üzerinde yapılan araştırmalarda ise, fizik dalga pozitifteyken daha başarılı oldukları, kazalardan daha az etkilendikleri tespit edilmiştir. Fizik dalga ekside olduğu zaman fiziksel güç gerektiren çalışmalar yapıldığı zaman kişinin kolay yorulduğu ve fiziksel kapasitenin normalin altına düştüğü gözlenmiştir.

Fizik dalanın kritik olduğu günler ise, en önemli günlerdir. Kişi kendini fiziksel açıdan güçlü hissetse dahi en zayıf olduğu gündür. Her türlü sakatlık ve hastalığa karşı hassasiyetin en yüksek olduğu dönemdir. Bu nedenle fiziksel güç gerektiren işler, sportif faaliyetler yapılacaksa veya ameliyat olunacaksa kritik günün geçmesini beklemek yerinde olur.

DUYGU DALGASI

28 günlük periyoda sahip olan duygu dalgası moral dalgası olarak da bilinmektedir. 14 günü artı yani pozitif, 14 günü ise eksi yani negatiftir. Birinci günü yani sıfır noktası ile onbeşinci günü kritik günlerdir. Duygu dalgası pozitif konumdayken moral seviye yükselir. Kendine olan güven ve rahatlık duygusu artar. Duygu dalgası eksiye geçtiği zaman bu durumun tam tersi olur. Aslında başarıyla tamamlanabilecek bir iş yapıldığı halde kişi kendisini başarısız olacakmış gibi hisseder. Karamsar ve çekingen bir tutum içerisine girer. Kritik günlerde ise, kırıcı, alıngan, aptalca, cesaret veya gereksiz korkaklık halinin ortaya çıktığı gözlemlenmiştir.

ZİHİN DALGASI

33 günlük bir periyoda sahip olan zihin dalgası, zeka gerektiren konularda zihinsel kapasitenin nasıl olacağını gösterir. Birinci gün ile 17. Gün kritik günlerdir. Zihin dalgası artıdayken anlamak, öğrenmek, yeni girişimlerde bulunmak daha isabetli olur. Zihinsel faaliyetlerin yüksek olması nedeniyle yapılacak planlar ve alınacak kararlar daha tutarlı olur. Eksi duruma geçtiği zaman zihinsel kapasite düşer. Zeka gerektiren konularda hatalar fazlalaşır, dalgınlık ve dikkatsizlik, başarı şansını azaltır. Planlama yeteneği zayıflar, yapılması gereken organizasyonlarda güçlükler ortaya çıkar. Kritik günlerde ise çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü, kişi kendisini son derece zeki, dikkatli, düşünceli ve başarılı hisseder. Fakat, son derece tedbirsiz ve dikkatsiz davranabilir. Tabii bunun sonucu da başarısızlıktır. Özellikle dalgınlık ve zihinsel dalgınlık olduğu için bu günlerde karşılaşacağınız teklifleri hemen değerlendirmek yerine bugünün geçmesini beklemekte yarar var.

NASIL HESAPLAYACAKSINIZ?

Önce yaşadığınız gün sayısını bulmak gerekir. Doğduğunuz günden biyoritminizi bulacağınız güne kadar geçen zamanı toplayacaksınız. Yaşadığınız gün sayısını şu şekilde bulabilirsiniz.

ÖRNEK:

Doğum Tarihi 23 Kasım 1950

Hesaplamaya başlamadan önce dört yılda bir günün artmasından doğan artık yılların hesaplanması gerekir. Artık zaman dört yılda bir Şubat’ın 29 çekmesine neden olur. Aşağıda artık yıllar tablosunu veriyorum. Verilen tablodan ileri ya da geri dörder yıl atlayarak istediğiniz yıllara gidebilirsiniz.

ARTIK YILLAR TABLOSU

1920 1948 1976

1924 1952 1980

1928 1956 1984

1932 1960 1988

1936 1964 1992

1940 1968 1996

1944 1972 2000

Önce 23 Kasım’dan 1 Aralık’a kadar geçen zaman bulunur. Kasım 30 gün olduğu için, 30’dan 23 çıkartılır. Kalan 7’ye 1 Ocak’a kadar geçen zaman ilave edilir. Aralık 31 gün olduğu için 31+7=38 olur. Yani 1 Ocak 1951 yılına kadar yaşanılmış gün sayısı 38’dir. Sonra toplam yıl sayısı bulunur. 1999-1951=48 yıl. Yani 1999 Ocak ayına kadar 48 yıl 38 gün yaşanmış demektir. 48 yılda kaç gün olduğunu bulmak için 48x365=17520 gün. Buna 38 günü ilave ederiz, 17520+38=17558. Sonra 48 yıl için de 12 artık yılı ilave edeceğiz. 17558+12=17570. Şimdi 7 Mayıs 1999’a kadar yaşadığı 127 günü ilave ederiz. 17570+127=17697 bugüne kadar yaşadığı gün sayısıdır. Bunu tespit ettikten sonra biyoritm dalgalarını kolayca hesaplayabiliriz.

Fizik dalga: Bu dalganın periyodu 23 gün olduğu için bulduğumuz rakamı 23’e böleriz.

17697:23=769.43478. Çıkan rakamın tam sayısını 23’le çarparız.

769x23=17687 bu sayıyı toplam gün sayısından çıkartırız. 17697-17687=10. Çıkan 10 sayısı bugünün fizik dalga gününü gösteriyor. Buna göre iki gün sonra fizik dalga kritik günde olacaktır.

Duygu dalgasını hesaplamak için yukarıdaki işlem bu kez duygu periyodunun 28 gün olması nedeniyle 28’e bölünerek yapılır. Zihin dalgasını hesaplamak için ise, 33’e bölünerek yapılmalıdır. Bu hesaplamalarda önemli olan, toplam yaşanılan gün sayısının doğru hesaplanmasıdır. Artık yılda yani Şubat’ın 29 çektiği yılda doğmuşsanız Şubat’tan önce doğanlar doğum zamanına bir gün ilave edecekler, Şubat’tan sonra doğanlar ise, normal hesaplama yapacaklardır .Biyoritminizi bir kez hesapladıktan sonra tekrar tekrar hergün için hesaplamanıza gerek yoktur. Hesapladıktan sonraki günler için her dalgaya ayrı ayrı 1 gün ilave etmeniz yeterli olacaktır.

4/11/2007 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

HANGİ YEMEKSİN??

Ocak 1 - 9 Musakka

Ocak 10 - 24 Kuru Ustu Pilav

Ocak 25 - 31 İmam Bayıldı

Şubat 1 - 5 Kokareç

Şubat 6 - 14 işkembe

Şubat 5 - 21 Köfte

Şubat 22 - 28 Tantuni

Mart 1 - 12 Suşi

Mart 13 - 15 imam Bayıldı

Mart 16 - 23 Kuru Ustu Pilav

Mart 24 - 31 Kokareç

Nisan 1 - 3 imam Bayıldı

Nisan 4 - 14 Tantuni

Nisan 15 - 26 Kuru Ustu Pilav

Nisan 27 - 30 Köfte

Mayıs 1 - 13 Suşi

Mayıs 14 - 21 işkembe

Mayıs 22 - 31 imam Bayıldı

Haziran 1 - 3 Kuru Ustu Pilav

Haziran 4 - 14 Köfte

Haziran 15 - 20 Musakka

Haziran 21 -24 Suşi

Haziran 25 - 30 Kokareç

Temmuz 1 - 9 Kuru Ustu Pilav

Temmuz 10 - 15 Musakka

Temmuz 16 - 26 işkembe

Temmuz 27 - 31 Kokareç

Agustos 1 - 15 Suşi

Agustos 16 - 25 Kuru Ustu Pilav

Agustos 26 - 31 Köfte

Eylul 1 - 14 işkembe

Eylul 15 - 27 Kokareç

Eylul 28 - 30 Musakka

Ekim 1 - 15 Suşi

Ekim 16 - 27 Köfte

Ekim 28 - 31 Tantuni

Kasim 1 - 16 imam Bayıldı

Kasim 17 -30 Kokareç

Aralik 1 - 16 Musakka

Aralik 17 - 25 Suşi

Aralik 26 - 31 işkembe


 

10/9/2007 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

OKUYUN AMA MORALİNİZİ BOZMAYIN....

Geçenler de burçların iyi taraflarından bahsetmiştim.Ama elbette kötü yanları da var.Şimdi de kötü yanlarına göz atatlım...

 

  • KOÇ - Sana kalsa dünyada herkes aptal bir sen akıllı değil mi! Millete öğütler verir ukalalık taslar, önüne yemek koysan beğenmez... Allah düşmanların başına vermesin...
  • BOĞA - Sen ayrı bir panel konususun... Kafayı iş yapmakla bozmuş sanki dünyayı bu kurtaracak.... İnatçı mı inatçı, dik kafalı... komünistsin sen yaa!
  • İKİZLER - Sen hızlı ve pratik düşünebiliyorsun, ama insanlar seni bunun için değil bisexuel olduğun için seviyorlar.. Kendinden çok şey verip karşıdakinden az şey bekliyorsun yani salaksın... ayrıca çoğu şizofrenin de ikizler burcundan çıktığı söyleniyor, bilgine...
  • YENGEÇ - Sen sempatik ve başkalarının problemleriyle ilgilenir görünmeye çalışan son derece yapmacık birisin, ama biz bu sahte şirinlik numaralarını yemeyiz... Bu arada akıl hastanelerindekilerin %90´ının yengeç burcu olduğu söyleniyor! Haberin olsun!
  • ASLAN - Sen kendini dünyanın zirvesindeki kusursuz insan sanmaya devam et, ohoooo millet senle ne dalga geçiyor haberin yok... Eleştiriye hiç gelemeyen, kendini beğenmiş zavallı aslan parçası, sen kendini bir odaya kapat ve hayatının geri kalanını aynada oranı buranı seyrederek geçir bakalım....
  • BAŞAK - Sen pek aklı başında otoriter biri olduğun için dağınıklığı pek sevmezsin değil mi? Ama senin her tarafı didik didik kontrol etme huyundan millete fenalık geldi! Amma soğuk, ruhsuz tipsin yaa sen…
    {kesinlikle bir yanlışlık var yahu...Ben bu anlatılanlara hiç uymuyorum :(( }

     

    .TERAZİ - Sen sanatçı ruhlu olduğun için apayrı saçma salak bir boyutta yaşıyorsun... Böyle aklı bir karış havada gezen adamın iş bulması da pek muhtemel değil, ömrünün sonuna kadar aylak aylak gezersin, sonunda da her büyük sanatçı gibi "kimse beni anlamadı" diye çıldırırsın yarım aklın da gider.

  • AKREP - Sen hele sen! Berbatların içinde en berbat olan! İçten pazarlıklı, kıskanç, ahlak anlayışı sıfır! Çoğu Akrep´in eninde sonunda korkunç bir cinayete kurban gittiğini duymuş muydun?
  • YAY - Sen her şeyin iyi tarafını gören şen şakrak bir tipsin, kendini buna alıştırmışsın ne de olsa yeteneksizliğini ve şanssızlığını başka türlü örtemezsin değil mi? Çoğu Yay burcu zaten alkoliktir. Seni adam yerine koyup bu kadar yazanda kabahat...
  • OĞLAK - Sen tutucu ve risk almaktan kaçan birisin. Böyle biri dünyada ne diye yer işgal eder ki! Şöyle bir etrafına bak bakalım hangi kayda değer insanın Oğlak burcundan çıktığı görülmüş?
  • KOVA - Sen güya çok atak birisin ya, bir şeyi elde etmek için her türlü yalanı söylüyorsun, ama yalanı bile beceremiyorsun. Aynı hataları döne döne yapıyorsun çünkü kafasızsın. Ne sinirleniyorsun? Doğruları söyleyince kabahat oluyo di mi...
  • BALIK - Senin maşallah hayal gücün pek gelişmiştir. Sürekli FBI´dan ya da CIA´den birilerinin peşinde olduğunu düşüne düşüne sonunda kafayı yiyeceksin. Ama sen en iyisi hayallerinle başbaşa kal, nasılsa arkadaşlarının arasında en ufak bir dikkat çeken tarafın yok, kendine güveni olmayan öyle sessiz sedasız bir tipsin işte.
  • 2/9/2007 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    DOĞUM TARİHİNE GÖRE HANGİ OTSUN??

    Doğum tarihinize bakarak hangi ot olduğunuzu öğrenebilirsiniz .

    Buyrun arkadaşlar . Bu Arada Ben bildiğimiz ot...
    Ocak 1 - 9 - Isırgan otu
    Ocak 10 - 24 - Ebegümeci
    Ocak 25 - 31 -Dereotu
    Şubat 1 - 5 - Bildiğimiz ot
    Şubat 6 - 14 -Çimen
    Şubat 5 - 21 - Maydanoz
    Şubat 22 - 28 - Kıvırcık
    Mart 1 - 12 - Sarmaşık
    Mart 13 - 15 -Dereotu
    Mart 16 - 23 -Ebegümeci
    Mart 24 - 31 - Bildiğimiz ot
    Nisan 1 - 3 - Isırgan otu
    Nisan 4 - 14 -Kıvırcık
    Nisan 15 - 26 -Ebegümeci
    Nisan 27 - 30 - Maydanoz
    Mayıs 1 - 13 - Sarmaşık
    Mayıs 14 - 21 -Çimen
    Mayıs 22 - 31 -Dereotu
    Haziran 1 - 3 - Ebegümeci
    Haziran 4 - 14 -Maydanoz
    Haziran 15 - 20 - Isırgan otu
    Haziran 21 -24 -Sarmaşık
    Haziran 25 - 30 - Bildiğimiz ot
    Temmuz 1 - 9
    -Ebemgümeci
    Temmuz 10 - 15 - Isırgan otu
    Temmuz 16 - 26 -Çimen
    Temmuz 27 - 31 - Bildiğimiz ot
    Agustos 1 - 15 - Sarmaşık
    Agustos 16 - 25 -Ebegümeci
    Agustos 26 - 31 - Maydanoz
    Eylul 1 - 14 -Çimen
    Eylul 15 - 27- Bildiğimiz ot
    Eylul 28 - 30- Isırgan otu
    Ekim 1 - 15 -Sarmaşık
    Ekim 16 - 27 - Maydanoz
    Ekim 28 - 31 -Kıvırcık
    Kasim 1 - 16 - Dereotu
    Kasim 17 -30 -Bildiğimiz ot
    Aralik 1 - 16 -Isırgan otu
    Aralik 17 - 25 - Sarmaşık
    Aralik 26 - 31 -Çimen



    Isırgan otu

    Cekici ve populersiniz.. Kolayca arkadaş edinebiliyorsunuz.. Kendinden
    emin tavirlarinizla grup icinde liderlige yakışıyorsunuz. Eğer sizin
    liderliğinizi kabul etmiyorlarsa uygun bir yöntemle kabul ettiriyosunuz,
    yine olmazsa ısırıyosunuz...

    Bildiğimiz ot

    Utangac ve sevimlisiniz. Tanimadiginiz insanlarla
    konuşmayi sevmez ama
    arkadaşlarınızla herşeyi paylaşabilirsiniz. Arkadaş seçiminde oldukça
    dikkatlisiniz. Sevilen birisiniz. Doğayı çok seversiniz öylesine bir
    otsunuz

    Sarmaşık

    Yerinde duramayan birisiniz. Durmadan ona buna sarılıp duruyosunuz Cok
    arkadaşınız var ve sosyal yaşamınız cok renkli. Dedikoduyu biraz
    seviyorsunuz. Sizi taniyan sizin gibi biri daha
    olmadigini duşünüyor. Dikkat cekmeyi cok seviyorsunuz.

    Kıvırcık

    Esrarengiz birisiniz. Ne zaman nasil davranacaginiz pek belli olmuyor.
    Bazen herşeye salata oluyosunuz. Cogu şeyden ilk sizin haberiniz oluyor
    bu
    yuzden cok ilgi görüyorsunuz.

    Ebegümeci

    Sessiz sakin ama cok zekisiniz. Dost canlisi, sevilmeyi bekleyen
    tavirlariniz ilgi cekiyor. Her yerde olmayan insan sağlığına yararlı bir
    kişiliğe sahipsiniz Kucuk bir arkadaş grubu size yetiyor. Fazla
    populer
    olmasaniz da yakinlarinin el ustunde tuttugu birisiniz

    Dereotu

    Siz lider olmak icin dogmuşsunuz. Ama yapacak bişey yok bazı
    organizasyonlarda sadece değişik tad bırakıyorsunuz o kadar. Sözünü
    dinleten, dediğini yaptiran birisiniz. Kararli tavirlariniz
    cevrenizdekileri etkiliyor. Insanlarin arkadaş olmak
    isteyebiliceği birisiniz.

    Maydanoz

    Uyumlu, herşeye maydanoz olmak burdan gelir sıcakkanlı birisiniz. Size
    nasil davranilmasini istiyorsaniz siz de herkese oyle
    davraniyorsunuz. Sadık ve dürüstsünüz, yapmacık insanlara ve dedikoduya
    karşısınız.

    Çimen

    Cok hassas ve narinsiniz. (çimlere basmayın) Kolay aşık oluyorsunuz. Ne
    cok utangac ne cok girişkensiniz. Arkadaş
    grubunuzda kırılmaması icin kollanan birisiniz.

    İşte böyle arkadaşlar . Siz hangi otsunuz ?

    27/8/2007 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    MORALİNİZİ DÜZELTECEK BURÇ YORUMLARI :))

    KOÇ
    Canim benim. Ya ben yerim senin o duygusal , mutevazi, ince,
    anlayis yumagi duygularini! Sen seçildinde mi gönderildin bu
    dunyaya. Bir insan Bu kadar mi duzgun, bu kadar mi programli,
    bu kadar mi anlayisli olabilir..

    Bu koçlar var ya, IQ seviyesi yuksek insanlarin burcudur. Dost
    insan, guzel insan. Insan gibi insan. Allah seni basimizdan,
    yanimizdan eksik etmesin. Iyi ki varsin! Allah herkese koc gibi
    dostlar nasip etsin insallah. Bitanem benim, canim canim...

    BOGA
    Ayy benim guzeller guzelim. Bu bogalar var ya dunya tatlisi,
    yer gök harikasi, seker mi seker insanlardir. Bal bunlar bal.
    Bunun sohbetine doyum olmaz. Iyi sevgili, iyi arkadas,
    iyi,iyi,iyi,......

    say say Bitmez bunlar. Hatta bak yazmayayim dedim, ama
    dayanamayacagim ve sizinle de paylasacagim bu gerçegi. Biliyor
    musunuz ki sizler; "bir boga bir Dunyaya bedeldir"...

    Onlar sanli burc aleminin, yere göge sigmaz, harikulade Burc
    gurubudur.



    iKIZLER
    Halt etmis sana iki yuzlu diyenler. Onlar seni çekemiyorlar.

    Rahatligin, her ortama uyum saglayisin, pratik zekan... Taaa
    biii ki kiskanirlar Seni sekerim. Kim senin gibi kadar özguven
    sahibi olmayi istemez ki. Sen hiçbir zaman unutma ikizler, seni
    hayatin boyunca çekemeyenler olacaktir. Sen Hic takma o guzel
    kafani onlara.

    Sen burçlarin en sevimlisisin.

    Adin Ikizler ama, sen bitanesin.



    YENGEÇ
    Allah seni yaratti, melekleri niye yaratti. Ya kardesim nedir
    bu zerafet, karizma...

    Sen miknatis misin nesin? Bir insan her girdigi ortamda bu
    kadar ilgi çekmeyi nasil basarir. Hem de hiçbir çaba bile sarf
    etmeden. Yoksa sen mukemmelligin es anlami misin? Kim istemez
    annesi yengec Burcu olsun, esi bir yengec burcu olsun.

    Sen var ya olmazsa olmazsin. Burçlarin bas tacisin.



    ASLAN
    Heyt bee.. gözumuzu senligi, gönlumuzu nuru. Afet-i devran,
    mukemmel-i cihan. Aslan mi bu aslan. Senin kadar aynalarla
    barisik olan var mi su dunyada. Sen ki guzelligin simgesi, yer
    yuzunun gozdesi. Senin butun fallarinda nazar çikacaktir.

    Mumkundur. Baska mumkunati da yoktur.

    Allah seni kem gözlerden korusun insallah, emi?



    BASAK
    Merhametlim benim. Karincayi bile incitemeyen, hassas ,sevgi
    dolu, guzel basagim benim. Efendiligin simgesi, kibar insan.
    Seni var ya anlatacak kelime bulamiyorum. Nesin sen? Yoksa
    kanatsiz bir melek mi? Herkesin iyiligini dusunenen, verici ,
    vefakar basak. Senin adin basak degil, barisin temizligin
    simgesi beyaz guvercin olmaliydi. Neyse canim, biz biliyoruz ya
    yeter. Üzulme tamam mi? Beyazguvercinim benim.



    TERAZI
    Hay sana dengesiz diyen o dengesizler. Ben onlara ne diyeyim
    Bilmiyorum ki! Yahu sen olmasan varya, su insanoglu soyunda bir
    eksiklik bir Yitim olurdu. Sen dengesin insanlik için. Alem
    buysa kral sensin. Sen susarsan bir neden, konusursan ayri bir
    neden vardir. Marifetli, kabiliyetli, En artili burc sensin.
    Senin ustune burc taniyan, megalomandir. Söylesene senin ustune
    burc mu vardir?

    Ben ki sahsi fikrim, senden iyisini bilmem, tanimam, görmem.



    AKREP
    Herkes bir akrep olarak dogmayi isterdi inan bana. Guzel
    gözlerin, gururun, albeninin temel tasi akrep. Senin kadar
    hayatina hakim, senin kadar yaptigi isin arkasinda durabilen
    kac kisi kaldi artik. Allah Senin soyunu eksik etmesin. Sen ki,
    bir bakisiyla buzlari eritebilen, insana senin için Ferhat olup
    daglari delmeyi istettirebilen insan. Kim demisse sana fesat
    diye, onlarin hepsi .......

    Neyse, yine açtiracaklar agzimi. Senin guzel gözlerin bile
    yeter o kiskançlara.

    Sen görmezden, duymazdan gel o fesatlari.



    YAY
    Kainatin bir burcu olsa , kesin yay olurdu. Sanatkar, vefakar,
    dogru durust insan dedikleri sen olsan gerek.Içinde bir tek yay
    olmayan bir arkadas grubunu, ugruma ölecek olsalar bile tanimam
    ben. Senin heyecan budalasi oldugunu sanan bir grup kendini
    bilmez, senin o insana hayat veren enerjini çekemeyenlerdir.

    Burçlar aleminin kozmik mucizesisin sen. Senin havan bile yeter
    guzelim.

    Çatlasin çekemeyenlerin.



    OGLAK
    Sana inatçi diyorlar diye uzulme. Onlar senin istikrarina
    giptayla bakip, senin yarin bile edemeyen kisiler. Durustluk
    senin burc genlerinde var. Butun alimler, bilginler genelde
    oglaktir. Oglak burcu olmak bile, tek basina bir sereftir.
    Hatta oglak burcu olarak dogamamis kadersizler için, oglak
    burcunu birinci dereceden akrabasi olmak bile ayri bir
    sereftir. Sen kivrak zekanla, zaten her zaman bir sifir
    öndesin.



    KOVA
    Hep çevresindekileri dusunen, insancil duygulari fazla
    gelismis, sevgi dolu kovalar. Allah sizin iyiliginizi versin
    emi? Ayol bu ne vericilik, Bu ne genis bir yurek öyle.

    Sana sabit fikirli diyenler, senin her fikrinin bir cevher
    oldugundan habersiz mi?

    Esitlik senin için ne kadar önemli.

    Ah keske herkes senin çeyregin kadar bile olabilse.

    Sen çok yasa emi?


    BALIK
    Insanlar öyle duygu yoksunu olmuslar ki, senin bu yaradilisina
    özel duygusalligini anlayabilecek kapasitesde degiller Sen
    herkesin imrendigi Muhtesem ve ince fikirli bir insansin. Ama
    nerdeee, bu ayrimi yapacak kafa bazilarinda. Ben senin o
    yanagina dusen göz yasini seviyorum, o huzun dolu bakisini
    seviyorum, o sevgi dolu , gizemli yuregini seviyorum. Seni
    Anlamayanlar kiymetini bilmeyenler Kiymetsiz olur bogum bogum
    bogula insallah.
    Sen ferah tut kendini.
    Rahat ol,canim

     

    "Bu yazı Türkçe karakterler kullanmadan yazılmıştır.Ben düzelterek sizlere sunmak istedim,2 kez de düzelttim fakat kaydettiğimde nedense yazı kayboldu..Bende affınıza sığınarak,bu şekilde yayınlıyorum..." www.kavakyelleri.net sitesinde bir arkadaşımız bu yazıyı paylaşmıştır...

    25/8/2007 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    ASTROLOJİ NEDİR?

      Astroloji, gezegen ve yıldızların insanların üzerindeki etkisini yorumlayan bir bilim dalıdır. İnsanoğlunun yazılı tarihinin başından beri var olan astroloji, bilimlerin en eskisidir.

        Astroloji  kader değildir, herşey insanın kendi elindedir. Astroloji dönemleri inceler, fırsat alanlarını, şanslı zamanları, doğum haritanızda sizi kısıtlayan, zorlayan alanları, gecikmeleri gösterir. Sonuçta nasıl hareket edeceğiniz, neler yapacağınız hepsi sizin iradeniz içindedir. Gezegenlerin iyi açılar yaptığı şanslı dönemlerde, hiçbir şey yapmadan oturursanız bu fırsatları kaçırabilirsiniz. Aynı şekilde gezegenlerin zorlayıcı etkiler yaptığı dönemlerde gerekli gayret ve azmi gösterirseniz tüm zorlukları aşabilir, farkında bile olmadığınız içinizdeki gücü ortaya çıkarabilirsiniz

         Dünya varolduğundan beri insanın doğaya karşı verdiği "varoluş" savaşında kullandığı en etkili araçlardan bir tanesi de Astroloji'dir. Astroloji ilk insanın, genelde gökyüzünden gelen doğal afetleri kontrol etme çabası sonucunda ortaya çıkmış olan, bugün artık bilimsel değeri olmadığına inanılan bir "bilim"dir.

        Astroloji'nin temelinde sembollerle akıl yürütme ve tümevarım bulunur. Diğer pek çok bilim dalıyla bağlantısı olan Astroloji sayesinde, doğum haritasının yorumlanmasıyla insanın kişiliği, hayatı, keşfedilmemiş potansiyelleri, kökleşmiş alışkanlıkları, fiziksel problemleri, yetenekleri ve ilerleyen zamanlardaki dinamizmi çok rahat tespit edilebilir.

    19/8/2007 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    BİYORİTM NEDİR?

    İnsanın yaşamı boyunca fiziksel, duygusal ve zihinsel özellikleri ve kapasitesi sabit bir çizgide devam etmez. Belirli periyotlarda tekrarlama halinde devam eden ve fiziksel, duygusal, zihinsel yaşamımızı yöneten devrelere biyoritm diyoruz. Bu devreler insan yaşamında değişikliklere sebep olurlar ve çoğu zaman bu değişikliklerin gerçek nedenlerini anlayamayız. Biyoritmik devrelerin bilinmesinin pratik anlamda iyi ve kötü günlerimizin açıklanmasında önemli faydaları olacaktır. Biyoritmler başımıza ne zaman bir kazanın geleceğini, işimizde terfi edeceğimizi ya da aşık olacağımızı göstermez. Ancak o gün sahip olduğumuz potansiyel fiziksel gücümüzü, duygusal hassasiyetimizi ve zihinsel kapasitemizi gösterir. Bu şekilde, girişimlerimizin zamanını ayarlamak, fiziksel enerjimizi doğru kullanmak, duygusal yaşamımızı dengelemek için elimize önemli veriler geçecektir. Her devre doğduğumuz anda başlar ve ölene kadar devam eder.

    Fiziksel devre 23 gün, duygusal devre 28 gün, zihinsel devre 33 gün sürer. Her devrenin birinci yarısı pozitiftir ve gelişmeyi simgeleyen bir canlılık vardır. Birinci devrede enerji, güven ve güçlü kavrayış söz konusudur. Birinci devrenin sonunda bu potansiyeller doruk noktasına ulaşmıştır ancak ritm, devrenin ikinci yarısına dönene kadar yavaş yavaş düşmeye başlar. İkinci dönem yeniden toparlanma dönemidir ve en alt noktaya kadar inen ritmler bir defa daha pozitife doğru yükselmeye başlar.

    Kritik Günler nedir?

    Devrelerin geçiş yaptığı günler kritik günler olarak bilinir. Devrenin başlangıcında, pozitiften negatife geçtiği orta kısımda ve devrenin sonunda olmak üzere her ritmde üç kritik gün vardır. Kritik günler aslında değişim zamanları olarak yorumlanmalıdır ve dönüm noktaları bu zamanlara rastlamaktadır. Bu süreler 24 saat ile 48 saat arasına tekabül etmektedir.

    Nasıl Kullanacaksınız?

    Biyoritm çizelgenizde kırmızı çizgi fiziksel durumunuzu, pembe çizgi duygusal durumunuzu ve mavi çizgi zihinsel durumunuzu göstermektedir. Ortadaki siyah çizgi ise özelliklerinizin durumunu göstermektedir. Dikine duran çizgi ise bugünü göstermektedir. Yukarı doğru hareket eden çizgiler, ilgili özelliklerinizin ön plana çıkacağını gösterirken aşağıya doğru inen çizgiler ise ilgili özelliklerinizin zayıfladığını göstermektedir. Eğrinin temel çizgiyi kestiği nokta kritik günlerinizi göstermektedir. Toplam 3 kritik gün görebilirsiniz.

     

    Eğer sizde biyoritminizi merak ettiyseniz,www.tnn.net in fal servisinden ulaşabilirsiniz...

    16/8/2007 | Kategori: AsTRoLoJi | Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    <Önceki Yazılar |


    Get kardeslikk chat group | Goto kardeslikk website

    Daha fazla bilgi yarışması için buraya tıklayın

    © AsTRoLoJi - eğlence - Blogcu Copy right Information
    Put all your links here.. write down what ever you like
    Designed by : Rambling Soul | XHTML 1.0 | CSS | Uyarlama : ŞablonTüRK

    cursor