Bir Fincan Kahve

Bir gün bir profesör, felsefe  dersindedir. Masasının üzerinde 
birkaç kutu vardır. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, 
önüne büyükçe bir   kavanoz alır ve  içerisini tenis topları ile 
doldurur.Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,
Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler.

Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir  tanesinden aldığı

çakıl taşlarını,çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları 
kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur. 
Ve  öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar;  
Onlar da 'evet' oldu derler.Tekrar profesör masanın üzerindeki 
diğer kutuyu eline alır ve  içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. 
Tabii ki kumlar da çakıl taslarının aralarındaki boşlukları
 
doldurur. Vetekrar öğrencilere kavanozun dolup  dolmadığını
 
sorar.
Öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.

Bu sefer,  profesör masanın  altında  hazır bekleyen 2 fincan
 
kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında

kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekler 'evet' diyerek;
"Ben bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade 
etmeye çalıştım' der. Şöyle  ki;Bu tenis topları hayatınızdaki 
önemli şeylerdir; dininiz, ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, 
sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli  olan şeylerdir. 
Şayet diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve 
hayatınızı doldurur. O çakıl tasları ise daha az önemli olan 
diğer  şeylerdir;işiniz, eviniz, arabanız vs. Kum ise diğer 
ufak tefek  şeylerdir. 'Şayet kavanoza önce kum doldurursanız...' 
Diye, anlatmaya devam  eder, 'çakıl taslarına ve özellikle de 
tenis toplarına (yeterli) yer  kalmaz. Aynı şey hayatımız için de 
geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf 
ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. 
Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arzeden şeylere çevirin. 
Çocuklarınızla oynayın. Sıhhatinize dikkat edin. 
Eşinizle yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. 
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, 
sıralamayı iyi bilin. Gerisi zaten  hep kumdur. Bu ara bir 
öğrenci parmağını kaldırır ve sorar; 'Pekiyi, o iki fincan  
kahve nedir?'

Profesör gülerek: " bu soruyu sorguğuna sevindim."
Hayatınız ne kadar dolu  olursa olsun, her zaman dostlarınız
 
ve sevdiklerinize bir fincan kahve  içecek kadar vakit ayırın!'

5/9/2008 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

ZaMaN aYıR

ÇALIŞMAK İÇİN ZAMAN AYIR. Bu,başarının bedelidir.


DÜŞÜNMEK İÇİN ZAMAN AYIR. Bu,kudret ve kuvvetin kaynağıdır.


EĞLENMEK İÇİN ZAMAN AYIR. Bu, genç kalmanın sırrıdır.


OKUMAK İÇİN ZAMAN AYIR. Bu, bilginin temelidir.


İBADET İÇİN ZAMAN AYIR. Bu, yücelmenin yoludur.


BAŞKALARINA VE ARKADAŞLARINA ZAMAN AYIR. Bu, mutluluğun kaynağıdır.


SEVMEK İÇİN ZAMAN AYIR. Bu, hayatın kutsallıklarından biridir.


HAYAL KURMAK İÇİN ZAMAN AYIR. Bu, ruhu yıldızlara eriştirir.


GÜLMEK İÇİN ZAMAN AYIR. Bu, hayatın yükünü hafifleten bir boşanıştır.


PLAN YAPMAK İÇİN ZAMAN AYIR. Bu, ilk dokuz şeyi yapabilmek için gereken zamana sahip olmanın sırrıdır.

4/9/2008 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Bu Hafta En Çok Satan Kitaplar

Bir kitabın detaylarını ve okuyucu görüşlerini öğrenmek için başlığına tıklayınız.
SIRAKİTAPYAYINEVİ
1.Olasılıksız April Yayıncılık 
2.Kadından Kentler Metis Yayınları 
3.Siz Kimi Kandırıyorsunuz! Doğan Kitapçılık 
4.Allah ile Aldatmak Yeni Boyut Yayınları 
5.Empati April Yayıncılık 
6.Diriliş Çanakkale 1915 Bilgi Yayınevi 
7.Can Yayınları (Ali Adil Atalay.. Can Yayınları (Ali Adil Atalay) 
8.Boleyn Kızı Artemis Yayınları 
9.Limit Sizsiniz Alfa Basım Yayım Dağıtım 
10.Yolda Ayrıntı Yayınları 
11.Gelin Epsilon Yayınları 
12.'Ağrı'nın Derinliği Everest Yayınları 
13.Bahçeşehir Üniversitesi Yayınl.. Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları 
14.Allah'sız Müslümanlık Profil Yayıncılık 
15.Suskunlar İletişim Yayınları 
17.Yüreğe Söz Geçmiyor Epsilon Yayınları 
18.Aşçının Kitabı Aras Yayıncılık 
19.Ölmeden Önce Keşfetmeniz Gereken 5 Sır Pegasus Yayınları 
21.Tarihimiz ve Biz Timaş Yayınları 
22.Haraç Notos Kitap 
24.İncir Ağacının Ölümü Everest Yayınları 
25.Şibumi E Yayınları 
27.İhanet Can Yayınları (Erdal Öz) 
28.Katip Bartleby Dost Kitabevi Yayınları 
30.Son Konuşma (DVD Ekli) Ovvo (MİA) Basım Yayın 
 
  • Kırmızı renkli oklar, kitabın çok satanlar listesinde düşüşte olduğunu, Yeşil renkli oklar da yükselişte olduğunu gösterir.
  • Okların sayısı düşüşün veya yükselişin hızını gösterir.

17/7/2008 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

seni seviyorum… SeNi SeViYoRuM... SENİ SEVİYORUM...

masamda ki kum saati seni hatırlatıyor
düşen her kum tanesi yokluğunda döktüğüm gözyaşımda olsa
gökyüzünden kayan her yıldızı ellerimle tutuyorum
yeter ki senin dileklerin kabul olsun ve mutlu ol diye
sen mutluysan bende mutluyum üzüm gözlüm
yıldızları sevdiğim gibi…
seni seviyorum… SeNi SeViYoRuM... SENİ SEVİYORUM


bir telaş sardı yüreğimi
oyun oynamayı seven çocuklar misali
kendi ellerimle sana kağıttan gemiler yapıyorum
adını “aşk gemisi” koydum
gözbebeklerinde yüzdürüyorum
kahverengi gözlerinde hayatı mavi görmeyi seviyorum
maviyi sevdiğim gibi…
seni seviyorum… SeNi SeViYoRuM... SENİ SEVİYORUM


her yağmur yağdığında
kendimi bu şehrin sokaklarına atıyorum
şemsiyemi asla almam yanıma
her gün ıslanan sokak çocuklarına havam olmasın diye
onların şemsiyesi benim ellerimdir…
yeter ki onların saç telleri ıslanmasın, çocuk gülüşleri solmasın…
onların gözlerine bakınca gülüşün gelir aklıma
yüreğinin altında aşk’tan sırılsıklam olmak en güzel duygu
yağmurları sevdiğim gibi…
seni seviyorum… SeNi SeViYoRuM... SENİ SEVİYORUM


çocukluğumda;
bir tepeye çıkıp uçurtma uçurtmayı çok severdim
uçurtmamın ipini asla uzun bırakmazdım
gökyüzünde tellere takılmasın diye
uçsun ama yakınımda uçsun yeterdi bana
sen benim çocukluğumda ki uçurtmam gibisin
yüreğimin tepesine oturttum seni
istediğin yerde ol ama yüreğimden uzaklaşma
uçurtmaları sevdiğim gibi…
seni seviyorum… SeNi SeViYoRuM... SENİ SEVİYORUM


yedi tepeli İstanbul daha bir güzel
seni gördüğüm zaman…
bir tepesinde değil her tepesinde sen varsın
o yüzden daha çok seviyorum İstanbul’u
denizi daha mavi, yeşili daha yeşil
seni özlediğim zaman…
İstanbul’u sevdiğim gibi…
seni seviyorum… SeNi SeViYoRuM... SENİ SEVİYORUM


ben babamın ilk göz ağrısıyım
ilk kollarının arasına aldığı, canından bir parçasıyım
ben babasına hayran, babasına aşık bir karakızım
göz rengin, gülüşün, bakışın, kendi halinde olman
saçlarında ki aklar bile aynı babam..
sen benim ölümsüz sevdam, ilk göz ağrımsın
babamı sevdiğim gibi…
seni seviyorum… SeNi SeViYoRuM... SENİ SEVİYORUM


seni seviyorum…. Yavaş yavaş ilerleyen aşk (bebek)
SeNi SeViYoRuM... inişli çıkışlı aşk (hayat)
SENİ SEVİYORUM… artık söyleyecek sözüm kalmadı (yüreğim)


13/01/05 İstanbul
 

Tülay Sustam

30/4/2008 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

CeHeNNeMe öVGü

Cehenneme ÖvgüAşk, ölüm, birliktelik, delilik, kahramanlık, anlaşmazlık, özgürlük… Tüm bunlar günlük hayatta karşılaştığımız ve üzerine düşündüğümüz kavramlar. Bu kavramların bireysel hayatlarımız üzerindeki etkileri de düşünüldüğünde önemleri daha da artıyor. Ancak çoğu kez bu kavramlara bakış açımız genel ile aynıdır ve bu da bizlere fark yaratmamıza engel oluşturur. Önemli olan bu kavramlara farklı açılardan hatta ters açıdan yaklaşım geliştirmektir. Gündüz Vassaf’ın “Cehenneme Övgü” kitabında bu evrensel konulara değişik açılardan değerlendirmeler ve akıl yürütmeler yer alıyor.

Gece çoğu kişide karanlığı, korkuyu, suçu çağrıştırır. Cehenneme Övgü kitabında ise “Gün boyunca hayatta kalmaya, geceleri ise yaşamaya çalışırız” diyerek gece anlatılır. Gecenin bizi özgürleştiren, seçimlerimizi özgürce yaşamamıza izin veren bir zaman dilimi olarak betimlenmesi bilindik kavramlara farklı bakmanın bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Özgürlük ise yazar tarafından “Özgürlük, güç merkezleri tarafından sunulan şıklardan birini özgürce seçmekle sınırlı” olarak nitelendirilir.

Deneyim hakkındaki gözlemini “Yirminci yüzyıl deneyimi, mağazadan bir şey satın almak gibidir” diye nitelendiren Vassaf, “Sınırlanmış, çok seçenekli bir listeden belirlenmiş bir deneyim örneğini seçmeyi yeğliyoruz” çıkarımında bulunuyor.

Çoğu kişi günlük hayatı sürdürebilmek için kahramanlara ihtiyaç duyar. Kahramanların hareketleri, sözleri, kıyafetleri birçokları için vazgeçilmezleri oluşturur. Totaliter rejimler için de bu tür davranışlar totaliter gücü besleyen, güç duygusuna duyulan hayranlığı artıran hareketlerdir. Bu nedenle totaliter rejimler kahramanlar yaratma ihtiyacı duyar ve suni kahramanlar yaratma çabası içinde olurlar. Popüler kültür de “Kahraman yaratma işlevini” çok başarılı gerçekleştirir. Kitap da bu noktada kahramanlık kavramına “Sadece insan olduğumuzu düşündüğümüz oranda bir kahramana gereksinme duyuyor ve onun gücünü yüceltiyoruz” bakış açısını getiriyor. “Kendimizi olduğumuz gibi kabul edinceye dek bizi tutsak edecek kahramanlar. Özgür toplumda kahramanlara yer yoktur. Özgür insanın kahramanları olmaz” diyen Gündüz Vassaf totaliter rejimin neden kahraman yaratma işlevi üzerinde çaba sarf ettiğine de şu düşüncesiyle açıklık getiriyor: “Kahraman olmayınca bizler birer bireyiz.” Özgür toplum olmanın yolunun kahramanları yok etmekle sağlanacağı fikrinin yer aldığı kitapta, yerleşik fikirleri tehdit eden, onları sorgulayan, kışkırtan bir yapı hâkim.

Cehenneme ÖvgüYazar yer yer şeytanın avukatlığını yaparak gönüllü kölelik yaptığımız ve kendi özgürlüklerimizi kısıtladığımız konu ve alanlara değiniyor, hem çevresindekilerden hem de kendisinden yola çıkarak yaptığı gözlemlerde alışkanlıklarımızı, amaçlarımızı, davranış ve beklentilerimizi inceliyor. Elde ettiği sonuçları da yüzümüze vururcasına açığa çıkarıyor. Kendi özgürlük tanımını ya da çıkışını da “Ebediyet ve sonsuzluk duygusundan, zamana bağlı olmamaktan, ‘an’ın tutsağı olmamaktan, o aldatıcı sihirli ‘an’ı bir kurtarıcı gibi görüp beklememekten kaynaklanır” şeklinde tanımlayan Vassaf, çıkış yolunu da “Sarhoş olma saatidir. Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz” diyerek gösteriyor.

Var olan ve kendi yarattığımız totalitarizme farklı açılardan bakmak için eşsiz bir kaynak olan “Cehenneme Övgü”, kuralları sorgulatmak için sizleri bekliyor.

4/2/2008 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

SeVMeK SeNi,YeNiDeN...

seninle olmamak gibi her yerde,
son kadehimi senden gizli içiyorum.
görmüyorsun bile gözlerine baktığımı
tuttuğumu anlamıyorsun ellerinden.
şimdi çıkıp gideceğim bu kapıdan
önden senin çıkmanı bekleyeceğim.
belki tutmak aklıma gelmeden pardösünü
ve açılmasını beklemeden şemsiyenin.
dışarıda yağmur, kar yağıyor diye
fısıldamayacağım sağ kulağına.
ıslanıp; üşüyecek,kendin anlayacaksın.

kitabımın son sözünde de sen yoksun,
sormak aklına gelmesin bile kim bu diye.
bir başkası var aklımda şimdi ordayım.
gözlerini senden almış ama sen değilsin.
aynı berber taramış saçlarınızı aynı anda
yastığa düştüğünde başımız, koku senin kokun
söndürüyorum ışığı, sende tanıma beni.
karanlık bir düş değil bu, yeniden sevme vakti.

18/1/2008 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

MONOROZA ŞİİRİNİN HİKAYESİ:

MONA ROZA (Aşada yazılı olanlar kurgu değil gerçektir)

Belki de mahşeri kalabalığa okunan bu şiirin hangi hislerle yazıldığını tahmin bile edemezsiniz? Bilinen gerçekleri arda, arda sıralamak sizleri aydınlatabilir. Dilenirse şairimiz hakkında kısaca bilgi vererek konuya girmek istiyorum.
Şöyle ki; şiirimizin yazarı Sezai Karakoç ilk, ortaokulu ve liseyi Diyarbakır, Gaziantep, K.Maraş’ta tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal bilimler fakültesini kazanır. Ve gider, gider ama başına geleceklerden veya başına getireceği olaylardan habersizdir.
Neden sonra başlar okula dersler devam ederken şairimim gönlünü kaptırır bir muhacir kızına ve işte bütün mesele başlar, başlar ki ne başlar. Sonu olmayan bir başlangıçtır. Kısa bir süreden sonra dayanamaz ve kendini o kıza açmaya karar verir. Uzun bir tasavvurdan sonra İstediği gibi yapar ve gönlünde biriktirdiği aşkı artık kaldıramaz olmuştur.teklifine ret cevabı alma riski yüksek olduğu halde bırakır kendini uçsuz bir ummana.istediği cevabı alamamıştır,bu samimi Anadolu çocuğu kırılmıştır işte o an. Lakin bu kırgınlık uzun sürmez (çünkü uzunu daha başlamamıştır.) azimle tekrar deneyecektir.lakin istediği gibi hiç olmayacaktır.Ve bu hep böyle sürer gider. Ta ki gelir ,gelir ve bir yerde tıkanır işte bu tıkandığı yer 4. sınıf olur.ama o samimi delikanlı hiç pes etmemiştir.tam dört yıl hep istemiştir onu ,kendinden. Ama istediği hiç olmamıştır.belkide bir gün olacaktır.! Artık okul bitmek üzeredir.tam dört yıl geçmiştir .Geçmiştir ,ya delmişte geçmiştir kimi sineleri.
Mezuniyet merasimi düzenlenmektedir Ankara üniversitesinde öğrenciler 4 yılın yorgunluğunu ,bitirmenin sevinciyle bu merasimde birleştirecektir.lakin birleştiremeyenlerde vardır o mahşeri kalabalıkta onlar gerçekle yapışmış yüreklerini koyacaklardır ortaya. İşte burada Sezai Karakoç onların hepsine tercüman olacaktır o mükemmel ve emsalsiz sevgisiyle .
Bu program da Sezai Karakoç yazdığı şiiriyle yerini almıştır.ve de işte o beklenen an gelir çatar. O yılların gerçekleri bir şamar gibi patlar ortada ve sesi yankılanır Ankara sokaklarında.
Sezai Karakoç anons edilir. Yazdığı şiiri okumak üzere. Ankara siyasalın önü ana baba günü gibidir herkes ordadır bütün hocalar öğrenciler ve hatta misafirler lebalep dolup taşmıştır.merasim alanı.Sezai Karakoç şöyle bir kalabalığa bakar o buğulu gözlerle ,gönlünde yer alamadığı insanı aramaktadır mahşeri kalabalık içinde ve şiirini okumaya başlar.

Mona roza siyah güler ak güller
Geyve’nin gülleri beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah senin yüzünden kana batacak
Mona roza siyah güller ak güller …

Şiir bitene kadar kalabalıktan hiç ses gelmez olur, ta ki son kıtayı okuyana dek ve kalabalıkta müthiş bir uğultu patlar. Herkes bir birine bir şeyler sormaktadır ama sadece bilinen bir gerçek var ki herkes bu şiirden çok etkilenmiştir hele biri var ki gönlünde fırtınalar kopmuştur tam dört yıl sonra geçte olsa anlamıştır ve işte o uğultunun arasından bir kız öğrenci sıyrılır kürsüye yaklaşır dört yılı harabeden ve sonrasını da edecek olan kişidir O,O MUAZZEZ AKKAYA’
dır.Ağlayarak ve yalvarmalı bir sesiyle
-
ben seni kabul ediyorum der.

Ama çok geçtir artık çünkü bu samimi genciz bu ağır aşka dayanacak takati kalmamıştır kürsüye dönerek -
şimdi de ben kabul etmiyorum der
ne derece yürekten gelerek söylediği tartışılır ama beklide bir intikamdır ,beklide ilk defa gururu aşkının önüne geçmiştir delikanlının Ve bir daha Muazzez Akaya’yı hiç kimse görmemiştir çünkü o ret cevabının ardında intihar etmiştir. Doğruyu geç bulup erken kaybetmek buna denir galiba
Şimdi Sezai karakoç 65-70 yaşlarında ve hiç evlenmemiş hiç gönlüdeki o muazzam yere dokunmamıştır.size şimdi bir sır veriyorum Mona Rosa şiirinin kıtalarının ilk harfleri onun ismini veriyor.

(bence bir aşk bukadar yaşanır ve halen daha AŞK da gurur olmaz diyenlere çok güzel

bir cevaptır gurusuz hiçbir aşk olmaz olmamalıda Sezai karakoç un bu olaydan sonra hiç evlenmemeside ilginçtir aşk ın bir kereye  mahsus yaşanan bir duygu olduğunun göstergesidir

bencede insan yüzlerce kez hoşlanabilir hayatında birkaç kez sevdiğini sanabilir ama aşk birkez yaşanır bir kez yaşanırsa böyle ebedi bir aşk olur

düşününce şöyle bir sevdiği kadının intihar edeceğini bilseydi sezai karakoç onu kabul ederdi sanırım belki samimyetine inanmadı belkide 4yıllık bekleyiş onu içinde öldürdü farklı düşünler aşağıda yorum yazabilirler untmadan muzzez akkaya şiirdede geçer Geyve’nin gülleri diye geyve ye döner(sakaryanın ilçesi)orta intihar eder:( şaiir nede güzel demiş benim aşkım uymaz öyle her saza)..

8/12/2007 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

MONOROZA ŞİİRİNİN GERÇEKLİĞİ:

Karakutu.com “Mona Roza” efsanesini tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkardı. 50 yıldan beri dillerde dolaşan “Mona Roza” şiirinin yazıldığı Muazzez Akkaya, meraklıları için bir sırdı. Geçtiğimiz günlerde Ahmet Hakan tarafından Muazzez Akkaya’nın hayatta olduğuna dair kaleme alınan yazı, edebiyat camiasında tartışma konusu olmuştu. Karakutu.com editörleri ise “Mona Roza” efsanesine ilişkin gerçek bilgilere ulaşarak tartışmalara son noktayı koydu. Elimizdeki bu belgeleri, hiçbir yorum yapmadan, kaynaklardaki metinlerin de aslını değiştirmeden okurlarımızla paylaşıyoruz.

Aslı astarı olmayan, hakkında pek çok hikâye uydurulan ve hatta intihar ettiği rivayet edilen Muazzez Akkaya kimdir?



Muazzez Akkaya
Fakülte Numarası: 278



Orta okul mezunu memurlardan Hamid Akkaya ile Fitnat Hanım’ın kızıdır. 1930’da Geyve’de doğdu. 1949’da Kandilli Kız Lisesi’ni “Pekiyi” derecede bitirdi. S.B.F.’nden mezuniyetini müteakıb, Maliye Bakanlığı stajyer Memurluğuna tayin edilerek Devlet hizmetine girdi. Nisan 1955’te Karayolları Genel Müdirliği, Ağustos 1955’te tekrar Maliye Bakanlığı, Mart 1957’de Devlet Su İşleri Gn. Müdirliği Teşkilatlarında Memurluklara girdi. Bu arada Ankara Hukuk Fakültesi’nde fark sınavı verip sertifika aldığından, Ocak 1960’da Maliye Bakanlığı Hazine Avukat stajyerliğine, sonra Avukatlığına getirildi. Eylül 1964’de Eşi Orhan Giray’ın Tel-Aviv Mali Müşavirliğine nakli üzerine memuriyetten ayrılıp Tel-Aviv’e gitdi. 1967’de yine eşiyle birlikte Yurd’a dönüp avukatlığa başladı. Halen (Mart 1970) Ankara Barosu’na kayıldı avukatlık yapmaktadır. 7 Kasım 1958 Cuma günü S.B.O. 1944 yılı (2602 Sıra Numaralı) mezunlarından Orhan Giray ile evlendi; 9.6.1959 doğumlu Ayşegül Giray, 24.3.1961 doğumlu Ela Meral Giray adlarında 2 kızı ile 4.4.1967 doğumlu İhsan adında 1 oğlu vardır (1970). İngilizce bilmektedir.



Mülkiye hayatına aid bir hatırasını şöyle kaleme almıştır: “Fakülte’ye, daha doğrusu Mülkiye Mektebi’ne ilk yatılı kız talebe olarak girme şansı bana isabet etmişdi. Fakat o zamana kadar böyle bir ihtimal vuku bulmadığından S.B.O. müdiri Fethi Çelikbaş: “Mekteb yatakhanesinde kız talebenin yatması için müsaid yer olmadığını, ancak istediğim takdirde sadece talebeye verilen yıllık palto hakkından istifade edebileceğimi, bu takdirde de mecburi hizmet mükellefiyetine tabi tutulacağımı” beyan ettiler. Tabi kabul etmedim. Altı ay sonra Mekteb Fakülte oldu ve ben de diğer talebeyle birlikde burs almağa başladım.

Birinci Sınıfta kız talebe olarak sadece iki kişi idik. Bütün Fakülte’deki kız talebelerin sayısı sekiz idi. İkimiz de o zamana kadar erkek talebeyle bir arada okumamış olduğumuz için gaayet sıkılgandık. Bu durum Anayasa Profesörümüz Bülend Nuri Esen’in gözünden kaçmamış olacak ki, Sınıfda bir münazara tertiblemeğe karar verdi ve ikimizi karşılıklı guruplara dahil etdi. Münazara günü geldiğinde, sadece kendi sınıf arkadaşlarımız önünde konuşmamıza rağmen o kadar heyecanlanmışdık ki sonradan Hocamızın da tasvir ettiği şekilde, sapır sapır titremişdik. Ben konuşmamı yaparken sadece Hoca’ya dönerek konuşuyordum. Hocamın: “Sınıfa dönerek konuşmam” hususundaki ihtarı üzerine Sınıfa döndüğümde bütün arkadaşların bize dön şeklindeki kol işaretlerini görünce yeniden Hocaya dönüp anlatmağa başladım. Bu münazara sıkılganlığımızı atmamızda ilk adım oldu. Üçüncü Sınıfda iken Siyasal Bilgiler Fakültesi ile Hukuk Fakültesi Kız Talebeleri arasında tertiblediğimiz münazara sebebiyle, Hukuk Fakültesinin hıncahınç dolu salonunda konuşurken, eski sıkılganlığımın onda birini hissetmediğimi söyleyebilirim.”


***

Mona Roza’nın şairi Sezai Karakoç kimdir?

Sezai Karakoç
Fakülte Numarası: 412



Yasin Karakoç ile Emine Hanım’ın oğludur. 1933’te Ergani’de doğdu. 1950’de Gaazi Anteb Lisesi’ni bitirdi. S.B.F’nden mezuniyetini müteakıb, 30.11.1955’te Maliye Bakanlığı stajyer memurluğuna tayin edilerek Devlet hizmetine girdi. 11.1.1956’da, açılan sınavı kazanıp, Maliye Müfettiş Muavinliğine atandı. 3.2.1959’da Gelirler Kontrolörlüğü’ne nakledildi. 1.7.1960’da silah altına alındı; 30.12.1961’de yedek teğmen rütbesiyle terhis edildi ve Gelirler Kontrolörlüğüne döndü. 21.6.1965’te görevinden ve memuriyetten istifaen ayrıldı. Tamamen yazarlık ile uğraşmaya başladı. Bir süre Yeni İstanbul Gazetesi’nde fıkra yazarlığı yapdı. 1955’de “Şiir Sanatı”, 1961’de “Diriliş” adlarında 2 dergi çıkardı. Her ikisi de ikişer sayı çıktıktan sonra kapandı. 1966’da “Diriliş Dergisi”ni yeniden yayınlamaya başladı. Bundan sonraki durumuna dair yapılan bütün araştırma ve soruşturmalardan olumlu bir sonuç alınamadı. Elde edilen bir posta kutusu adresine gönderilen 5 mektuba da cevap vermek nezaketini ve izanını göstermedi.

Prof. Mehmed Kaplan, hakkında şunları yazmışdır: “O’nu umumi bir ideoloji veya temayüle bağlamak istersek; Dindar ve muhafazakar zümreye sokabiliriz. Karakoç, Cumhuriyet Devri’nde birbiriyle çatışan (sağ-sol) iki asli temayül’ün ikisinden de ayrı, kendisine has bir yol tutmuştur.”

Cemal Süreya: “Karakoç, Hayber’i (kalesini) yer altı sularıyle kuşatmak istiyor. Bunu yaparken Kale’nin etrafındaki hendeğin sularından da yararlanıyor.”

Ece Ayhan: “Sezai’de bir düş kamerasıyle çekilmiş izlenimi veren imajlar daha başat’dır.”

Rasim Özdenören: “..O, şiirimizde yeni bir mistisizm’in habercisi olarak geliyor.”
demektedirler.


***

Bir diğer kaynakta ise “Mona Roza” şiiri ve Sezai Karakoç hakkında şu ifadeler geçmektedir.

“Çaylardan gözümüzü açamıyoruz. Millet eğlencede. Günler – Geceler, Konserler gırla gidiyor. Nejat yine bir şiir gecesi tertipledi. Biz şiirden anlayanların geleceğini sanmıştık. Yanılmışız. Mona Roza bilmecesi çözülür gibi oldu ama, adamlarda zevk yok ki gürültüye boğdular.

Kalemini eline alan birşeyler yazmaya başladı. Şahane muharrir – şairlerle doldu gitti! Ahmet Çimen korse hikayesini tamamlamış. Daha dün anlatıyordu. Azizim, diyordu, “Hikayemin en hoş yeri korsesine – pardon sütyenine – adamın titreyen ellerini dokundurduğu andı. Kadının “yapma”diye utangaçlık göstermesinde bir ilahiyet vardır. Ben o satırları nı okuyunca ölüyorum vallahi; evlenmek istiyormuş, kız arıyormuş. Hasan Basri forsunu kaybetti. Güya arkadaşları kendisine oyun oynamışlarmış. Alp bir ukalalaştı, bir ukalalaştı görme. Hürmeti, nezaketi unutmuş. Burs alıyor da ondan. Aşıkmış. Olur ya, sinek nereye desen konar. Sezai nihayet beklendiği halde bir türlü yapamadığı garip seyahatini geçen gün adeti üzerine aniden yaptı. Sabahleyin kendisiyle konuşmuştum. Akşama tiyatro için sözleşmiştik. Öğleden sonra uçmuş. Öğrendik ki iki ay gelmeyecekmiş. Üç gün sonra bir de baktık ki karşımızda.

Sümer Kalaç bu sene bir alem. Esaretten kurtulmuş olacak ki ara mektebe gelmez oldu. Gelince de arka sıralarda oturuyor. Yıldız, Şükran falan erkek arkadaşlarından korkuyorlarmış. Üçten Muazzez, Şükran biraz açıldılar. Gönül Davran yine kendi aleminde. Hukuktan biriyle evlenecekmiş. İnşallah. Öbür Suzan Figaro Enstütisüne devam ediyormuş, vücut güzelliği müsabakasına girip kazanacağım diyormuş.”

 

* * *

Muazzez Akkaya ile Sezai Karakoç aynı karede!

8/12/2007 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

MONOROZA (ŞiiR)

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin güleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşi kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma, pencereni perdeleri çek
Mona Roza, seni, görmemeliyim
Bir bakışın, ölmem için yeteçek
Anla,Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni, perdeleri çek..

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi
Bende çıkar, güneş, aydınlığına
Bir nişan yüzüğü, bir kapı, sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ısısız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun altında bekleyen rüzgar
ışıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ısız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeği eziyor gibi
Ellerinden belli olur bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların

Zaman, ne de çabuk geçiyor Mona
Saat on ikidir söndü lambalar
Uyu da, turnalar girsin, rüyana
Bakma, bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor,
ne de çabuk geciyor Mona,

Akşamlar gelir incir kuşlar
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ah! biri huridir bir kuş yerine
Akşamları gelir, gelir incir kuşları,

Ki ben Mona Roza bulurum seni
Incir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki, ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden tütküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan, inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soguk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyveler sabırla olgunlaşırmış
Birgün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın, anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurdan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o, kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı geceye gün
Altın bilezikler o, kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin güleri ve beyaz yatak
kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller,
ak güller, ak güller.

(O'na, Gözlerime Düşen Yağmura)

Şair : Sezai KARAKOÇ

8/12/2007 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

GüLLeR SeViNSiN... (ŞiiR)

<****** type=text/**********> <****** src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type=text/**********>

 



Sazı sevindiren en güzel ceza
Mızrabın tellere verdiği eza
Dökülen nameler yakarken keza
Bülbülün haline GÜLler sevinsin



Maşuklar riyakâr sevdalar yalan
Aşkın dergâhında çilesi dolan
Koskoca Kerem’den geriye kalan
Aslı’nın eseri küller sevinsin



Kendisi sarayda köşkte yıllayan
Mecnun’a gelince çöle yollayan
Uzaktan uzağa mendil sallayan
Leyla’nın yüzünde tüller sevinsin



Şirin’in uğruna dağlar deviren
Balyozlar sallayıp künkler kıvıran
En sert kayaları toza çeviren
Ferhat’ta yorulan kollar sevinsin



Sevda diyarından gelince çağrı
Özlemin ateşi yakarak bağrı
Geceli gündüzlü menzile doğru
Aşığın geldiği yollar sevinsin



Turnasız dünyada selam götüren
Yarin kokusunu bulup getiren
Dikeni incitmez GÜLler bitiren
Ilgıt ılgıt esen yeller sevinsin



İnsan sevemeyip şefkâtten bıkan
Merhamet mahrumu insafı yıkan
Seven yüreklere kurşunlar sıkan
Vicdanı kapkara kullar sevinsin



HİDDETÎ sevdaya oynattı kalem
Bülbüle göz aydın GÜLeyse selam
Hasreti bitirip velhasıl kelâm
Vuslatı yaşayan eller sevinsin
 

Fikret Oğuztürk

 

7/12/2007 | Kategori: eDeBiYaT | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |


Get kardeslikk chat group | Goto kardeslikk website

Daha fazla bilgi yarışması için buraya tıklayın

© eDeBiYaT - eğlence - Blogcu Copy right Information
Put all your links here.. write down what ever you like
Designed by : Rambling Soul | XHTML 1.0 | CSS | Uyarlama : ŞablonTüRK

cursor