Sınav stresi ile başa çıkma yöntemleri

Sınav stresi ile başa çıkma yöntemleri

ÖSS sınavlarına az kaldı.. ‘Ruh sağlığınızı’ gözlerinden öpüp onu uzun süre göremeyeceğiniz bir yolculuğa uğurlama zamanınız da yaklaşıyor demektir. Bu kişilik paralayıcı dönemden en az hasarla çıkabilmeniz için birkaç tavsiye vermek istedik. İşiniz çok zor, biliyoruz. Ama sınav her şeyin sonu değil. Bu yazıyı okuduktan sonra, belki biraz daha kolay gelecektir.

Sınav hakkında bilgi toplayın

Sınav hakkında bulabildiğiniz bütün bilgiyi toparlamak, olayı kontrol altına alabilmeniz için atılması gereken ilk adım. Bu tip yazılarda her zaman söylerler: Sınava gireceğiniz yere önceden uğrayın. Haklılar. Üşenmeyin, gidip bir bakın. Sınavın zamanını, kaç soru sorulacağını, soruların türlerini, ne kadar süreceğini zaten biliyorsunuz. Yeri önceden görmek de yabancılık hissinizi azaltacaktır.

Sınav stresi ile başa çıkma yöntemleriSınav stresi ile savaşın

Ağır stres sadece sınavdaki performansınızı düşürmekle kalmaz, sınava hazırlanmanızı da etkiler. Anlatacağımız stresle başa çıkma tekniklerini deneme sınavlarında kullanmaya hemen başlayın ki esas sınavın zamanı geldiğinde artık tanıdık olsunlar.

Bilmeniz gereken ilk şey, azıcık sınav stresinin kötü bir şey olmadığıdır. Büyük bir sınavdan önce herkes stres yaşar. Biraz heyecan, hem sizi çalışmaya motive eder, hem de imtihana konsantre olmanızı sağlar. Örneğin, bu yüzyılın en büyük aktörlerinden biri sayılan Sir Laurence Olivier’in her oyunundan önce kustuğunu söylerler.

Bu yazının amacı, sizi engelleyecek derecedeki stres ve heyecana engel olmak.

İyi hazırlanın

Kusura bakmayın ama bunu söylemek zorundayız. Özgüvenin ve sakinliğin ilk ve en hayati şartı, hakikaten iyi hazırlanmak, hatta gereğinden fazla hazırlanmak. O kadar iyi hazırlanın ki artık cevaplarınız otomatikleşsin.

Kendinize güven alıştırmaları yapın

Alçakgönüllülüğün zamanı değil, biraz kendini beğenmişlik size çok iyi gelecektir. Aynanın önüne geçin ve “Kim tutar beni bee!, bu sınavı gözüm kapalı yaparım!, birinci olurum!” gibi şeyler söyleyin. Bunları banta alın ve her gün dinleyin. Yeterince sık duyarsanız inanırsınız. Yalnız sınavdan sonra biraz sakinleşmekte fayda var :)

Negatif düşüncelerle savaşın

Birisi “Bu sınav çok zor, mahvolduk, naapıcaz?” konulu sohbetler açmaya çalıştığında, ona yukarıda söylediklerinizi söyleyin. Hiç utanmayın. Hakkınızda ne düşünürse düşünsün. Eğer bu negatif mesajlar şahsınızdan kaynaklanıyorsa kendinizi dinlemeyin. Kaydınızı dinlemeyi günde ikiye, hatta üçe çıkarın. Uyurken başucunuzda çalın.

Gözünüzün önüne getirin

Sınava girdiğinizi, bütün soruları şimşek hızıyla çözdüğünüzü, çok başarılı olduğunuzu, sınavdan sonra hissedeceğiniz huzuru ve rahatlığı, sonuçları alınca duyacağınız mutluluğu, ailenizin ve arkadaşlarınızın sizi tebrik edişlerini, ilk sıralara yazdığınız bölümlere gidişinizi hayal edin. Hatta o üniversite ve bölümleri -sırf bu hayal daha gerçekçi olsun diye- ziyaret edin. Oradaki öğrencilik hayatınızı ve eğlenceyi gözünüzün önüne getirin. Bu hayaller hem sizi motive edecek hem de bu kadar derdi ne için çektiğinizi hatırlatacaktır.

Sınav stresi ile başa çıkma yöntemleriAntrenman yapın

Fiziksel aktiviteler vücudunuzun rahatlamasını ve bilincinizin netleşmesini sağlayacaktır. Ayrıca bilimsel gerçeklere göre vücudunuzun formda olması, sınav performansınızı da iyi yönde etkileyecektir. Koşun, yüzün, ağırlık kaldırın, şınav çekin ve bunları düzenli olarak yapın.

Bir çalışma planı hazırlayın

Bu da her tavsiye metninde karşınıza çıkan ve çok doğru olan bir yöntem. Programınız sınav yaklaştıkça hafiflesin. Son günlerde “Ay bu konu da kalmıştı, şunları da öğreneyim” şeklinde yaklaşımlar, stres düzeyinizi fena halde artıracaktır.

Zamanı kullanma alıştırmaları yapın

Her bölümde ne kadar vakit geçireceğinizi bilin. Sınava girdiğinizde soruları şöyle bir gözden geçirin, kafanızda bir plan yapın ve bu plana uyun. Bu, biraz alıştırma ve deneme-yanılma gerektiren bir durum. Deneme sınavları da bu iş için biçilmiş kaftan.

Eleme yöntemleri üstadı olun

Testlerde soruları bazen oturup çözmek gerekmeyebiliyor. Kursa gidiyorsanız hocalar bu yöntemleri gösteriyorlardır zaten. Soruyu cevaplamadan önce mutlaka bütün şıkları okuyun. Ve yanlış cevapları eleyerek doğru cevabı birkaç saniye içinde bulup bulamayacağınızı kontrol edin. Saniyeler önemli. Bu da alıştırma gerektiren bir özellik.

Doğru dürüst beslenin

Sınav gününde vücudunuz biyolojik olarak ne kadar iyi çalışırsa, aklınız da o kadar iyi çalışır. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur derler, doğrudur. Fiziki egzersizlerin yanı sıra, düzgün beslenme de sınavdan önce vücudunuzun saat gibi çalışmasına yardımcı olacaktır.

Beyniniz sıkılsın

Sınav stresi ile başa çıkma yöntemleri

Yukarıda bir ‘başarı hayali’ tavsiye etmiştik. Bir de bunun tersi olan bir vizüalizasyon tekniği var. Sınava hazırlık döneminizde bunu sık sık yaparak stres düzeyinizi azaltabilirsiniz. Sınava girdiğinizi ve her şeyin olabildiğince kötü gittiğini hayal edin. Hiçbir bölüme giremediğinizi, mahvolduğunuzu, herkesin sizinle alay ettiğini, hatta gençliğinizin bundan sonraki kısmını, kahvehane köşelerinde, zavallı bir şekilde geçireceğinizi kurun. Gerekiyorsa ağlayın. Çok üzülün. Kahrolun. Bunu arka arkaya üç kez yapın. Bir süre sonra beyniniz minik panik ataklar geliştirecek, “Eeh, ne bu be mız mız mız, dertleneceğine otur çalış” demeye başlayacaktır. Nasıl yumruğunuzu günlerce sıkamıyorsanız, bu konuda streslenmeyi de sonsuza dek sürdüremeyeceğinizi göreceksiniz.

Sınavdan önce

Bütün kaynaklar sıkı bir uyku çekmenizi tavsiye eder. Ama stresten uyuyamazsanız da üzülmeyin. Bir kaç saat uyumamak performansınızı o kadar da çok etkilemez. Güzel bir film seyredin. Sakın ders çalışmayın. O sırada çözemeyeceğiniz bir soru, moralleri yerle bir edebilir.

Bir takım kaynaklar sınav öncesi sıkı bir kahvaltı etmek gerektiğini söyler. Doğrudur, ancak abartmamak gerekiyor. Fazla yemek, beyine gitmesi gereken kanın mideye gitmesine sebep olabilir. Şeker almanızı da tavsiye ederler. Bu da abartılmaması gereken bir mesele.

Mekâna ulaştınız

Çok heyecanlısınız. Derin nefesler alın. Tutun ve içinizden beşe kadar sayıp yine beşe kadar sayarken bırakın. Vücudunuzu hareket ettirin. Başınıza ve omuzlarınıza dairesel hareketler yaptırın. Ellerinizi bileklerinizden sallayın. Bu hareketler birçok insana rahatlatıcı geliyor.

Hayal dünyasına dalın. Gözlerinizi kapatın ve en rahat / mutlu hissedeceğinizi düşündüğünüz bir mekânda olduğunuzu hayal edin. Hayalinizde, örneğin plajda güneşin altında yatın ya da bir parkta turlayın. Bu rahatlatma seanslarını önceden çalışırsanız, sınav öncesi gerekli sakinliğe erişmenizin saniyeler süreceğini göreceksiniz.

Sınav stresi ile başa çıkma yöntemleriSınav sırasında

Sınav başladıktan sonra işler yolunda gidiyorsa, ne güzel. Ama panik sizi kontrolü altına almaya başlıyorsa, engel olmak için yapabileceğiniz birtakım şeyler daha var.

Güven mesajlarınızı –hani şu kaydettiklerinizi– tekrarlayın. Zaten şimdiye kadar ezberlemiş olmalıydınız. Onları kendi kendinize söyleyin ve söylediklerinize inanın.

Bir kez daha hayal dünyasına dalıverin. Bu sefer, sınavın geriye kalanını sakince ve başarıyla yapıverdiğinizi düşünün ama kısa sürsün. Bütün vizüalizasyon teknikleri gibi bu da daha önce alıştırma yapmışsanız, çok daha kolay işliyor.

Sınava şöyle bir bakın ve kolay bir soru bulup, hemen çözün. Moraliniz yerine gelecektir.

Beyninize birkaç dakika müsaade edin, dinlensin. Birkaç dakika gözlerinizi kapatın ve derin nefes alın. Dinlenin. Bir şey kaybetmeyeceğinize emin olun. Endişelenmeyin.

Uzun lafın kısası...

Tavsiyelerimiz bu kadar. Aslında verebileceğimiz en yararlı öğüt şu: Ölüm-kalım meselesi değil bu. Olmazsa seneye girersiniz. Bu kadar da dert etmeye gerek yok. Bu konuda ailenizin baskısı fazla ise, onları ikna etmeye bakın. Bu anlattığımız streslerin çoğunun kaynağı onlar. Dolayısıyla kazanamazsanız korkunç şeyler olmayacağını bilmek, stresin çoğunu otomatikman yok ediyor. Örneğin şöyle cümleler ailelerin pek hoşuna gidebilir: “Sevgili ailem, olur ya sınavı bu sene kazanamazsam, önümüzdeki sene ÖSS’ye çalışırken bir yandan da boş durmayayım diye XXX firmasında kendime part-time iş ayarladım, geri kalan zamanımda daha sıkı çalışıp istediğim bölümü kazanacağım.”

10/6/2008 | Kategori: oKuL | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

SıNaV öNCeSi YüKSeK MoTiVaSYoN!.

Sınav öncesi yüksek motivasyon!Yine geldi… Geçen sene sınava girecek olanlara acıyarak bakan ama bu sene kaderin pençesinden kaçamayıp kendilerinden sonra sınava girecek olanlar tarafından, fazla sürmeyeceği kesin olan ve rahatlıkla süzülen bir topluluğun parçasısınız işte. Bir kısmınız da aynı hissi daha önce yaşamış ama ne yazık ki olayı başarıyla nihayete erdirememiş durumda olanlarınız. Ne olursa olsun, ortada bir sınav gerçeği var ve bizim yapmamız gereken de bunu en az hasarla atlatmak.

Öncelikle şunda hemfikir olalım: Sınavdan birkaç gün öncesine kadar hem sıkı çalışmak hem de ruh sağlığımızı güçlendirip sınava zihinsel olarak da bomba gibi girmek için bir altyapı oluşturmak zorundayız. Bunun için de öncelikle yapmamız gereken şey, motivasyonumuzu yüksek tutmak.

Her ne kadar bu sınavdan istediğiniz sonucu alarak çıkmanızı garanti edecek sihirli bir yöntem yoksa da, ister inanın ister inanmayın, zihin sağlığınızın dorukta olması size fazladan avantaj sağlayacak.

Elbette hiç ders çalışmayan birinin moral durumu zirvede olsa ne olur, orası doğru… Ama biz sizin şimdiye kadar bir miktar ders çalışmış ve hala da çalışıyor olduğunuzu varsayıyoruz.

Bir hedefiniz var diye tahmin ediyoruz. Net, açık, parlak bir hedef. Bunu sadece tercih formunda işaretlenen bir okul ve bölüm olarak düşünmeyin. Örneğin eğer düşlediğiniz okulu gidip görme şansınız olduysa ne ala, olmadıysa yaratmaya çalışın. Yoksa da duyduklarınız, okuduklarınız sizi yönlendirsin. O okulda, istediğiniz bölümde okurken neler yapacağınızı, ne kadar mutlu olacağınızı düşünün. Sınav sonucunu aldığınız gün arkadaşlarınıza istediğiniz bölümü kazandığınızı nasıl söyleyeceğinizin alıştırmasını yapın. Ama lütfen bunları yaparken gerçekçilikten de uzaklaşmayın. "Ben burayı kazanamam" diyerek vazgeçmek değil söylediğimiz. İkisinin arasında performansınıza en uygun noktayı seçmeniz yeter.

Sınav öncesi yüksek motivasyon!Motivasyon sağlamanın işe en çok yarayan yöntemlerinden bir tanesi, "Sınav stresi ile başa çıkma yöntemleri" yazımızda da belirtildiği üzere "görselleştirme". Elde etmek istediğiniz şey ne olursa olsun, onu gözünüzde canlandırmanız çok önemli. Bunun için yukarıda da dediğimiz gibi örneğin kendinizi gitmek istediğiniz okulun ilk günündeki oryantasyon programında ya da daha güzeli kampus eğlencelerinde hayal edin. Bunu sık sık yapmak size neyi istediğinizi hatırlatacak ve bilinçaltınıza kuvvetli sinyaller gönderecek. Bilinçaltı sandığımızdan çok daha fazlasına kadir arkadaşlar. "Ben iyiyim, ben yaparım" dedikçe bunun gerçekleşmesi için somut bir adım atmış oluyorsunuz. Siz siz olun, bilinçaltınıza başaramayacağınıza dair bilgi vermeyin.

Ayrıca araştırmalara göre insanlar ne yapmak ve neye sahip olmak istediklerini ve nedenlerini yazarlarsa, hedeflerini sadece sözle ifade edenlerden daha başarılı oluyorlar. Söz uçar, yazı kalır yani. Kısacası kendinizle yazılı bir kontrat yapın. Çalışma planınız da buna dahil olsun isterseniz.

Mesela her günün sonunda, çalışma planınızı okuyun ve tam olarak uydunuzsa kendinize bir ödül verin. Etrafınızdakileri de bu mekanizmaya destek vermeleri için ikna edebilirsiniz. Örneğin anneniz istediğiniz bir yemeği yapabilir, istediğiniz filmi izlerken ablanız size mısır patlatır… gibi…

Sınav öncesi yüksek motivasyon!Şurası bir gerçek ki gülmek süper bir şey. İnsana iyi geliyor. Biliyor musunuz, beden dilimizi kullanarak ruh halimizi kontrol edebiliriz. Yani illa ki bunalınca suratınız asılacak diye bir şey yok; suratınızı bilinçli bir şekilde asarak da kendinizi rahatlıkla bunaltabilirsiniz. Dememiz o ki bedenimiz ile ruh halimiz birbiriyle bağlantılı. Bu nedenle gülün, gülün, gülün! Güldükçe rahatlayacaksınız, gevşeyeceksiniz, zihniniz açılacak. Film izleyeceğiniz zaman bu komedi olsun. Sizi gerecek aktivitelerden kaçının.

Siz hassas bir zamandasınız. Etrafınızdakilerden bu konuda anlayış beklemek hakkınız. Tabii ki sizi sevenleri bunaltın demiyoruz; sadece eğer fark etmeden sizin çalışma ve kendinizi iyi hissetme projenize köstek oluyorlarsa onları kibarca uyarın. Yani kardeşiniz ile aynı odayı paylaşıyorsanız ve kendisi sizin uyku düzeninizi bozacak şekilde horluyorsa, ebeveynlerinizden bu dönem boyunca onun sizden uzakta bir yerde yatması için bir düzenek oluşturmalarını rica edebilirsiniz. Sınavdan sonrasını bilmiyoruz, tedavi kısmını o zaman düşünürüz.

Çalışırken bol bol ve büyük harflerle not alın. Bu yazının editörü, renkli post-itlere aldığı notları odasındaki dolapların üzerine yapıştırır, sonra da odanın ortasında durup bilgileri tekrar eder, ilgili post-itlerin yerlerini değiştirirdi. Memnun edici bir sonuçla sınav karmaşasından kurtulduğunu da söyleyelim ki tavsiye daha inandırıcı olsun.

Sınav öncesi yüksek motivasyon!İster soğukkanlı bir insan olun, ister kolayca heyecanlanan bir tip. Azıcık heyecan insana zaten hareket ve hırs verir, bu konuda rahat olun. Ama eğer fazlası varsa elinizi ayağınızı kesmemesi ya da iyi düşünmenizi engellememesi için kendinizi sakinleştirmeyi bilmeniz lazım. Sınavda soru kitapçıklarının dağıtılmasını beklediğinizi düşünün. Bunu sık sık düşünmekten çekinmeyin, biliyoruz bir çoğunuzun bunu yapınca içi sıkışıyor ama bundan kaçış olmadığına göre en iyisi bu fikre alışmak. Alışınca gerisi daha kolay gelecek. O zaman da bileceksiniz ki heyecanlandığınız zaman tek yapmanız gereken gözlerinizi kapatıp derin bir nefes almak ve çok hoşunuza giden bir şeyi düşünmek. İşe yarayacağına garanti veriyoruz, tecrübeyle sabittir.

Yani özetlersek; bu zorlu dönemde kendinizi biraz şımartın, iyi çalışın ve kendinize ödül verin, heyecanınızı yatıştırabilme konusunda kendinizi geliştirin, kendinize olumlu mesajlar verin ve gülün. Göreceksiniz sınav iyi geçecek!

5/6/2008 | Kategori: oKuL | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

BiRLiKTe ÇaLıŞıN...

Birlikte çalışınDemek sonunda ders çalışmaya karar verdiniz, bu iyi bir şey. Peki, eski kütüphanelerin tozlu köşeleri ile sınav soruları dışında hiçbir yerde hatırlanmayan o tarihi devletlerden birini kafanıza sokmaya çalışırken, birden birkaç saat önce izlediğiniz dizideki yakışıklıyı düşünürken buluyor musunuz kendinizi? Ya da Newton Kanunları’nın üçüncüsünü hatırlamaya çalışırken, birden arka sıranızdaki kıvırcık saçlı kızın gözlerini mi hatırlamaya başlıyorsunuz? O zaman acilen bir ders çalışma arkadaşına ihtiyacınız var!

Bu sorun, aslında bütün öğrencilerin sorunu. Bütün öğrenciler, az ya da çok, dikkatlerini toparlayamamaktan muzdarip. Bunun çarelerinden biri, grup çalışmasını alışkanlık haline getirmek.

Biriyle birlikte çalışmanın sayısız faydası var. En önemli fayda ise, “Birinizin bilmediğini ötekiniz bilecektir!” kuralı.

Peki neden?

Ne kadar tembel olursanız olun, ayrıntılarına hâkim olduğunuz konular mutlaka vardır. Aslında suç sizin değil. İçinde bulunmak zorunda olduğumuz eğitim sistemi, her bir öğrencinin beyninin ayrı şekillerde çalıştığı kabul edilerek hazırlanmamış. Yani her öğrencinin her derste aynı başarıyı göstermesi bekleniyor. Oysaki en basitinden, birimiz için Fen dersleri ‘meyveli kek’ iken, diğerimiz Türkçe sorularını ‘içgüdüsel’ olarak çözebiliyor. İşin temelinde bu var, yani her birimizin farklı kişiler oluşu. O yüzden en tembelimiz bile başka birinin zorlandığı dersi kolayca halledebilir.

Peki, ne yapmalıyız? Öncelikle kadrolu bir ders çalışma arkadaşınızın olması harika olur. Böylece birbirinizi tanımış ve kimin hangi konuya hâkim olduğunu iyice öğrenmiş olursunuz. Unutmayın, bir anlamda birbirinizin öğretmeni olacaksınız. İşin hoş yanı, bunu farkında olmadan yapacak olmanız.

Birlikte çalışın

Bir elin nesi var?

Dedik ya, saymakla bitmeyecek faydalar var diye. Bunlardan biri de, siz kaytarmaya niyetlendiğinizde karşınızdakinin sizi toparlayacak olması. Tabii ikinizin birden birbirinizi ayartması da mümkün. Ama yapmakta olduğunuz şeyin ciddiyetinin bilincinde olmalısınız. İnanın ki birlikte ders çalışırken tek başınıza olduğunuzdan nasıl daha fazla verim aldıysanız, birlikte verdiğiniz molalarda da, tek başınıza eğlendiğinizden kat kat fazla eğleneceksiniz.

Birinizin tanımadığı, ama diğerinin iyi arkadaşı olan biri analitik geometri dâhisi olabilir mesela. Onu da bir seferlik ders çalışmanıza dâhil ederek yeni şeyler öğrenebilirsiniz. Yeni birileri demişken, bu birlikte ders çalışma işi yeni insanlarla tanışmanıza da olanak tanır. Okulda ya da dershanede, soru sormaktan daha iyi bir tanışma yöntemi olabilir mi? Tanışmak istediğiniz birine soru sorarak ilk adımı atabilirsiniz. Evet evet, hoşlandığınız kişi de buna dâhil! Hatta iyice niyeti bozarsanız, önceden o kişinin iyi olduğu dersleri öğrenebilir ve o konuda soru sorarak iş ile eğlenceyi bir araya getirebilirsiniz. Tabii zaten bildiğiniz bir konuyu sormak, sonra da hemen anlamış gibi yapmak sizin çok zeki biri olduğunuz görüntüsünü verecektir ve bu da çekici bir özelliktir, ama asıl amacımızdan sapmayalım lütfen.

Zaten tanışık olduğunuz biri ile ders çalışırken de arkadaşlığınız farklı alanlara kayabilir. :-)

E bu kadar mı peki?

Elbette değil. Okulun boş sınıfları ve dershane etütleri ders çalışmak için uygun mekânlardır, ancak sıcacık eviniz de bir alternatif değil mi? Bu, hem daha rahat bir ortamda çalışmanıza neden olacak, hem de sizin için bir değişiklik olacaktır, bunun etkisini yadsımayın. Ayrıca annelerin misafir arkadaşlara gösterdikleri kurabiyeli – meyve sulu iyi muameleden siz de payınıza düşeni alırsınız!

Çalışırken mutlaka, birinizin bir konuyu ne yapsa da anlayamadığı anlar olacaktır. Bu geçici ‘kalın kafalılık’ ikinizi de oldukça eğlendirecek olaylara sebep olabilir ki bu da harika bir şeydir. Çünkü anlaşılamayan bir konuyu başka bir şeyler ile özdeşleştirmek, çok iyi bir öğrenme metodudur. Bir ders ile ilgili aranızda gelişen espriler, sınavda ummadığınız şekilde sizlere yardımcı olacaktır.

Demek istediğimiz şu, “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” deyişi gerçekten doğru. Başka birisi ile çalışma alışkanlığı edinmek, sıkılmadan, etkili bir şekilde çalışmanıza çok yardımcı olacak, vaktin nasıl geçtiğini ve konuların nasıl aklınızda kaldığını görmek sizi oldukça şaşırtacaktır.

 

28/5/2008 | Kategori: oKuL | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

AÇIK ZİHİNLİ OLMANIN 5 YOLU...

Açık zihinli olmanın 5 yoluGenciz, kafamız dinç, zihnimiz taze. Yine de hayat kolay değil, hepimizin yaşadığı zorluklar, aklımızın takıldığı sorunlar var. Eh, zaman da belli bir hızla geçip gidiyor. Beynimizi her daim zinde tutmak için bulmaca çözmek dışında yöntemler de var. Zira beyin de kaslardan oluşuyor ve onu güçlendirmek mümkün. Bakınız burada beynimizi daha bir hakkıyla kullanmanın bazı yollarını derledik sizin için:

1- Kelimeler sizi ezip geçmesin
İster üniversitede profesör olsun ister manav, herkesin duyup da anlayamadığı birtakım kelimeler vardır. Olabildiğince çok kelimenin anlamını öğrenmek, düşünme gücümüzü de arttırır. Kelimeler sadece harflerden oluşan birer sembol yığını değildir; boylarından büyük kavramları tanımlarlar. Ne kadar çok kavrama aşina olursak anlayışımız da o kadar gelişir.

Anlamadığınız her kelimenin ne demek olduğuna bakıp öğrenmeyi alışkanlık haline getirin. Iyi bir sözlük de bu işe yarayabilir ama elimizin altında dünyanın en geniş kaynağı olan internet var. Bir de bolca kitap okumanın hakkını kimse yiyemez tabii.

2- Günlük hesapları kafanızdan yapın
Sayılarla örülü bir dünyada yaşıyoruz. Saat, fiyat etiketi, indirdiğiniz dosyanın yüklenme hızı… Etraf sayıdan geçilmiyor. Bizim de zaman zaman kimi hesaplar yapmamız gerekiyor. Aldığınız dergi için verdiğiniz paranın üstü, arkadaşınızla gittiğiniz kafede ödediğiniz hesabı bölüşmek, kız/erkek arkadaşınıza doğum gününde alacağınız hediyenin yetişmesi için haftada ne kadar para biriktirmeniz gerektiği… İşte bu tip hesapları önce kafanızdan yapın. Hesap makinesi diye bir şey olduğundan biz de haberdarız, problem zorsa makine kullanmaya da itirazımız yok ama pratik yaptıkça giderek daha iyi olursunuz.

3- Normalde ilginizi çekmeyen bir şey öğrenin
Eğer spor öncelikli ilgi alanınız ise, örneğin tarihle ilgili araştırma yapın. Magazine meraklıysanız politik olaylara göz atın. Fizik seviyorsanız müzik ile ilgili bir şeyler öğrenin. Normalde burun kıvıracağınız şeylere bile bir şans tanıyın; araştırınca altından enteresan şeyler çıkabilir. Kendini kalıplara sokan kişilerden olmayın. Tıpkı yeni kelimeler öğrenmek gibi yeni konulara da zihninizi açmak, düşünme ve algılama kapasitenizi geliştirir.

Açık zihinli olmanın 5 yolu4- Daha çok bilim-kurgu!
Kurgu olan her şeye saygımız var: öyküler, filmler, oyunlar, romanlar… Keyifli, iç burkucu, bilgilendirici… Bu çok güzel, ama zihnimizi açmanın en eğlenceli yollarından bir tanesi bilim-kurguya eğilmek. Beynimizi gıdıklayacak içeriklere sahip oluyor çoğu. Gerçeklikle gerçek dışının bir araya gelmesi insanın zihnini çalıştırıyor. Hem içlerinde sandığınızdan da çok bilgi var.

5- İnandıklarınızı sorgulamaya her an hazır olun
Dünya üzerinde her an mutsuzluk verici şeyler yaşanıyor. Bireysel sıkıntılar, toplulukları etkileyen acılar… Fikirlerimizin, kararlarımızın doğruluğunu gözden geçirmemiz gerekebiliyor. Oysa insanlar genellikle savundukları şeylerde haklı oldukları konusunda inatçı olmayı seçiyorlar. Öyle olabiliriz ama olmama ihtimalimizi de göz ardı edemeyiz. Pek çok konuda yanılıyor olabileceğimizi kabul etmek gerekebilir. Kanıtları kendinize çevirmektense fikrinizi kanıtlara göre değiştirmek daha mantıklı olabilir. Bu çok zor ama zihnimizi çok taze ve açık tutan bir alışkanlık.

17/11/2007 | Kategori: oKuL | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

ŞİMDİ OKULLU OLDUK :))

OKULA GİDİYORUM...BUGÜN YAZI YAZAMAYACAĞIM :))

17/9/2007 | Kategori: oKuL | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

OKULA HAZIRLIK TURLARI...

Okula hazırlık turlarıYaz bitti diye sonsuz bir keder içinde misin? Tamam, eğlence dozajında azalma olacağı kesin ama eğer kendini bu duruma fazla kaptırırsan sahici bir depresyonun kapılarını aralayabilirsin. O halde gel, tatil bitti diye üzülmek yerine okul döneminde hayatına anlam katabilmek için neler yapabileceğine odaklan. Bunun için de öncelikle yazımızı oku. İçinden üç tane işine yarar şey çıksa kârdır değil mi?

Pırıl pırıl güneşli tatil günlerinden sonra sonbahar yaprakları ve ders kitabı yaprakları arasında gezinmenin biraz motivasyon düşürücü olduğunu kabul ediyoruz. Ama hayatın her zaman günlük güneşlik olmadığını söyleyen birilerine rastlamışsınızdır sanırız.

Motivasyon kelimesini cümle içinde kullanabiliyoruz ama anlamını biliyor muyuz tam olarak, orası meçhul. Motivasyon, organizmayı (mesela seni) belli bir davranışa (mesela okula gitmeye) iten, bu davranışın ne kadar güçlü ve etkili olacağını (sabah yataktan kolay kalkıp kalkamaman gibi) belirleyen, sonrasında davranışın devamını sağlayan çeşitli iç-dış sebepler ve bunların nasıl bir mekanizmayla işlediği ile ilgili bir kavram. Motivasyon sağlayıcılar (mesela okulda hoşunuza giden birinin olması), yani motivler (yani hoşunuza giden kişi), hedefe yönelik bir davranış için gerekli süreci başlatır, ilerlemesini sağlar ve devamını getirirler (yani okula gitmek için sabah erken kalkmayı alışkanlık haline getirmek ve ev halkını dehşete düşürmek gibi). Yani, motivler bir yandan davranışı yönlendirirken, bir yandan da organizmayı daha canlı ve hareketli tutar (yani etrafındakilerin senin neden bu kadar neşeli olduğunu sorup durmasını sağlar).

Okulların, kadrolarında bütün öğrencileri motive edecek “hoşa giden kişi” bulundurma zorunlulukları olmadığına göre iş başa düşüyor diyebiliriz. Zaten böyle geçici dış etkenlere güvenmek yerine kendi iç motivasyonunu sağlaman daha önemli. Bunun için yapabileceğin bazı şeyler var:

Okula hazırlık turlarıHızını ayarla: Gerçekçi olalım, kızgın kumlardan serin sulara atlama hızınla okula koşma hızın birbirini tutmayabilir. “Daha en baştan okula gitmek canım istemiyor, sonra ne yapacağım?” diye düşünmeye başlamayı aklından bile geçirme, boşuna zihnine bu düşünceyi sokma. Kendine karşı insaflı ol. Gün geçtikçe alışacaksın, alıştıkça performansının arttığını göreceksin. Tabii ki bilinçli bir şekilde en baştan işi sıkı tutarsan.

Yaz: “Söz uçar, yazı kalır” diye boşuna dememiş atalar. Araştırmalara göre insanlar istedikleri şeyleri yazıp bir de gözlerinin devamlı göreceği bir yerlere asarlarsa kendilerini psikolojik olarak daha güçlü hissediyorlar.

Sen de kendinle yazılı bir anlaşma yap ve çalışma masana, buzdolabının üstüne, yatağının başucuna, aynana, artık nereye en sık bakıyorsan kâğıdını oraya yapıştır. Bu sene notlarını yükseltmeyi mi hedefledin? Kâğıdına kocaman harflerle “Notlarım bu sene depara kalkacak!” yaz, as.

Gör: Sene sonunda bütün notların yüksek olduğu bir sonuç belgesi istiyorsan, bunu sık sık hayalinde canlandır. Mucizevi bir şekilde işe yarayan bir yöntemdir bu. Belgeni eline aldığını, notlarına bakıp havalara uçtuğunu gör. İstersen çok mutlu göründüğün bir fotoğrafını alıp onun yanına yüksek notların olduğu bir sonuç belgesi resmi çiz, kolaj yap, yazılar yaz. Bunlara bakmak ve kafanda olayları bu şekilde canlı görmek, bilinçaltını dürterek seni çalışmaya zorlayacak.

Okula hazırlık turlarıKendine ödül ver: Normal şartlar altında ödül almayı istemeyen bir insan evlâdı düşünemiyoruz. Ama işte, her iyi şey yaptığında sana ödül verecek birileri yok ne yazık ki etrafında. İş başa düşmüş durumda, mecburen kendi kendini ödüllendireceksin.

Özellikle okulun ilk zamanlarında buna daha çok ihtiyacın olacak. İlk haftayı düzgün bir şekilde atlattın mı? Kendini ödüllendir. İlk sınavın iyi mi geçti? Kendini ödüllendir. Tabii abartırsan ödülün de pek kıymeti olmaz. İstediğin bir CD’yi almak, sevdiğin diziyi izlemek, arkadaşlarınla hafta sonu kaçamağı yapmak gibi ödüllerden bahsediyoruz.

Plan program yap: Bu lafı ne kadar duyarsan duy asla hayata geçirmeyenlerden misin? Bu sefer kendini şaşırtmaya ne dersin? Hayatın ne kadar kolaylaştığını bir defa görürsen sonrası tereyağından kıl çeker gibi gelecek. Kendine özellikle zor bulduğun dersleri çalışabilmek için günlük, hatta saatlik programlar yap. Bol bol post-it kullanmaktan çekinme. Biz çok faydasını gördük! Ayrıca öncelik sıralaması yapmak da çok işe yarar. “Acil – önemli” dengesini aklında tutar, rutin ders çalışma, ödev ya da proje tamamlama, sınava hazırlanma gibi işlerini bir sıraya koyarsan daha rahat olursun.

Rahatla: Kendini sıkıntılı ve kaygılı hissettiğin zamanlarda ara ver! Arkadaşını ara, hafta sonu için program yap, sevdiğin sit-com’u izle, bir şeyler atıştır. Ama hatırla, bunu ne kadar sık yaparsan işe yararlığı o kadar azalır. Kendine bahane bulma konusunda uzmanlaşmamaya bak.

Biliyoruz, her yerde bunlara benzer şeyler okuyorsun ya da duyuyorsun. Bunların işe yarayıp yaramayacağı konusunda da şüphelisin. Hak veriyoruz, kimse başında durup işleri doğru yapman için seni zorlayamaz. Bu konuda tek yetkili kişi sensin, kendi kendini doğru yönetmek de senin elinde. Kendini şaşırt ve bu yıl her zamankinden daha verimli bir sen ol. Bakalım nasıl hissedeceksin...

Haydi kolay gelsin!

14/9/2007 | Kategori: oKuL | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

PRATİK OKUL REHBERİ

Pratik okul rehberiİnternet’in uçsuz bucaksız düzlüklerinde okulla ilgili tonla rehber ve bilgi vardır. Dersler dinlenmeliymiş, notlar alınmalıymış, siperlere girilmeliymiş de falanmış filanmış. Bunlar iyi güzel de okuldaki tek şey de servis, ders vesaire değil ki. Okul denilen mekân başlı başına bir yaşam alanı olduğundan kendine has durumları, kuralları ve hatta modası var. Gelin beraberce (burada size ara gazı veriyoruz) okulun büyülü atmosferine dalalım ve okul nedir ne değildir anlayalım.

Okulun bir bilgi yuvası, aç beyinlerin doyurulduğu aş evi, arkadaşlarla kaynaşma kovuğu ve genel kültür beşiği olduğu doğru ama okulun aynı zamanda yaşça büyük olanların avantajlı olduğu bir tiranlık müessesesi görevi gördüğü de doğru değil mi? Bakın daha ilk soruda yeni derinlikler keşfetmeye başladık. Bunu geçsek bile karşımıza kıvrılan etekler, dışarıda bırakılan gömlekler, gevşek takılan kravat ve uzatılmaya çalışılan saçlardan oluşan dünyanın en garip moda akımı çıkıyor. Neyse bu iş böyle olmayacak en iyisi maddelere bölüp, düzenli bir şekilde incelemek…

Başlıyoruz.

Tiranlık

Pratik okul rehberi“A-aaa bizim okulda böyle bir şey yok” diyenler bu maddeyi okumayıp diğerlerine geçebilir, ancak içinde tiranlık müessesesi bulunmayan bir okul da okul değildir hani. “Tiranlık müessesesi” deyimimiz yanlış anlaşılmasın, öğrenciler arasındaki kıdem & karizma orantısından bahsediyoruz sadece. Şimdi, hayatı boyunca yolu ortaokul ya da liseye düşmüş olan herkesin rahat rahat söyleyebileceği gibi, üst sınıflarda olmak her zaman bir avantajdır. Üst sınıflarda olanlar sıra beklemez, serviste en iyi yere otururlar ve genellikle onların dediği olur. Küçük sınıflardansanız bu durum can sıkıcı olabilir, insan isyan etmek ve bağırıp çağırmak isteyebilir ve fakat bu noktada unutulmaması gereken şeyler de vardır. Bir kere büyük sınıflar adlarından da anlaşılacağı gibi büyüktür. İkincisi sizin de bir kaç sene içinde onların yerinde olacağınız ve pozisyon avantajını devralacağınız kesin gibidir ve üçüncüsü okulun güzelliği biraz da bu kıdem meselesinde yatmaktadır, bozmamakta yarar vardır.

Küçüklerden değil de tiranlardansanız keyfinize diyecek yoktur herhalde. Tavsiyemiz okuldaki son yılınızın keyfini çıkartmanız, üniversitede herşey çok değişik olacak ne de olsa. Ama yine de siz siz olun, büyüklüğün getirdiği avantajları kullanırken kendinizden küçüklere kötü davranmayın, yazıktır.

Pratik okul rehberiModa

Okul sınırları içinde yaratıcılığınızı geliştirebilecek (resim dersi ve benzerleri gibi) bazı durumlarla karşılaşmanız mümkündür, ancak bir öğrencinin yaratıcılığını geliştiren ana etken okul üniforması üzerinde yapılan envai çeşitteki değişikliklerdir. Bu değişiklikler çok göze batarsa müdür yardımcısının ofisine doğru bir gezi yapılacağından insanın yaratıcılığı daha da kamçılanır. Üniforma değişikliği (buradan sonra ÜD diyeceğiz) olarak adlandırabileceğimiz bu fenomende en çok karşılaşılan olay “etek kıvırma” adıyla bilinendir. “Etek kıvırma”, kız öğrencilerin yedinci sınıfa kadar uyanamadığı, ondan sonra ise vazgeçemediği bir alışkanlıktır. Eteğin içe doğru kıvrılarak okul ölçülerinin üç parmak kadar üzerine çekilmesiyle gerçekleşen olay başlı başına bir okul klasiğidir.

Bir diğer klasik de erkeklerin saç uzatma çabasıdır. Kısa saçlı öğrencinin dünyanın en iyi öğrencisi olduğu gibi garip bir inanca sahip okullarda, bu çocuklar çok çekmeye, sabah törenini takiben teker teker ayrıştırılmaya, hatta ani baskınlarda berbere gönderilmeye mahkumdurlar.

Okul modasından bahsederken dışarı salınmış gömlekleri atlamak olmaz. Üniformanın tekdüzeliğine bir son verme çabasında olan bütün bireyler hayatlarında en az bir kere gömleklerini dışarı salmış ve özgürce salınmaya bırakmıştır. Belki uzaktan en rahat görüneni bu olduğundan, tarih boyunca müdür yardımcıları ve öğretmenlerin en hızlı müdahale ettiği durum da bu olmuştur.

Tabii bir de bu işin kışı vardır. Bazı okullar öğrencilerin kışın giydikleri kazak, süveter ve hırka türü kıyafetlerin rengine karışma ihtiyacı da hisseder. Bu durumda da okul renklerinin tonlarıyla oynayan yaratıcı öğrenciler çıkar, “Mavi mi? Neden gece mavisi olmasın ki hocam?” sorusu bu tür durumlarda en çok duyulan repliklerden biridir.

Kantin Adabı

Dersler okulun suit odalarıysa kantin tartışmasız olarak okulun lobisidir. Nice arkadaşlıklar ve tabii aşklar kantin sınırları içinde filizlenmiş ve meyve vermiştir. Kantin herkesin gözünün önünde olduğundan söz konusu mekanda karizmayı çizdirmemek önemlidir. Yiyeceklerin içindeki ketçap ya da mayonez gibi muhtemel katkılar yüze ve göze bulaştırılmamalı ve insanların sizi işaret ederek gülmesi önlenmelidir.

Bahçe

Pratik okul rehberiBahçe okulun olmazsa olmazlarındandır. Top oynanabilen, volta atılabilen ya da bir köşede onu bunu keserek dedikodu yapılabilen bir yer olması bahçeyi okulun stratejik olarak en önemli noktalarından biri haline getirmiştir. Bahçede futbol veya basketbol oynamanın kendine has kuralları yoktur ama mesela volta atmanın birçok püf noktası olduğu kesindir. Bir kere volta tek başına atılmamalıdır. “Ben bunalımlı ve coolum, o nedenle yalnız başıma kaderimi arıyorum” devirleri geçmiştir. Mümkünse en az iki kişi olunmalı ve rahat bir tavırla yürünerek bahçe turlanmalıdır. Bir köşede oturup onu bunu çekiştirmeninse daha da önemli püf noktaları vardır. Bir kere bu aktivite için bahçeye hakim bir nokta seçilmelidir. Oturulan yerin bahçeyi 180 derecelik bir açıyla görmesi çok avantajlı olacaktır. Gelene geçene bakıp yorum yapma kısmı ise size kalmıştır, feci eğlenceli bir uğraştır.

14/9/2007 | Kategori: oKuL | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

OKULLAR AÇILIYOR,HADİ SİPERLERE...

Okullar açılıyor, hadi siperlere

Eylülle birlikte okulların da açılma vakti geldi çattı. Özlenen arkadaşlar görülecek, ayrılanlar kavuşacak, küsler barışacak ve bilgiye acıkmış beyinler doyurulacak. Klasik girişi yaptığımıza göre şimdi sadede gelelim ve okulun ilk haftasının şoku nasıl atlatılır ona bakalım.

Deniz, güneş ve diğer yaz aşkları, öğlene kadar süren ya da öğlen başlayan uyku saatleri, eğlence, dans, tembellik falan filan derken bir yaz daha sona ermek üzere. Hani her şey iyi güzel de, bu okulları yazın hemen ardından açmaları birçok bünyede travma yaratan bir durum. Halbuki önce yaz temiz temiz bitse, o eylül sarhoşluğu da atlatılsa ve ardından okullar yavaş yavaş açılsa daha iyi olmaz mı? Günde iki saatle başlasa mesela, ilk ayın sonunda da 6 saate kadar gelse, sonra da normal devam etse…

Ne yazık ki bütün bunlar hayal ve okulları her sene olduğu gibi bu sene de “çöt” diye açacaklar. Bu “çöt” diye açılmanın olası etkilerine bir bakalım şimdi ve eldeki soruna bir çözüm getirmeye uğraşalım.

Kalk borusu

Okullar açılıyor, hadi siperlereNe güzel de uyuyorduk değil mi?

“Annee bir beş dakika daha”,
“Lüütfeeeen”,
“Tamaam, kalkıyorum”,
“Neredeyse kalktım”,
“Anne bak kuş”,
“Anne arkanda ayı var”,
“Anne beni dün gece uzaylılar kaçırdı, bugün için izin kağıdı verdiler”,
“Anne ben mezun oldum”…

Hiç uğraşmayın, anneler bunları yemez arkadaşlar. Okul günlerinde bize tıpış tıpış kalkmak düşer, bu nedenle yapmamız gereken okulun başlamasından iki gece kadar önce vücudumuza yazın bittiğini, erken kalkmaya alışması gerektiğini ve geç yatarsa öbür sabahın feci olacağını anlatmak.

Vücudunuza bunları anlatırken bir bardak soğuk sütün de yardımı olacaktır. Sade süt sevmiyorsanız, buzdolabına çilekli, muzlu, kakaolu süt yığmanız uygun olacaktır. Zaten ilk haftanın sonunda kendi kendinize uyanmaya başlayacaksınız, maksat o ilk haftanın şokunu azaltmak.

 

Okullar açılıyor, hadi siperlereServis

Okuluna yürüme mesafesinde oturan şanslı azınlıktan değilseniz, sizi sıkıcı servis yolculukları bekliyor demektir. Servis yolculuklarını tam bir kabusa çevirme ihtimali olan iki faktör vardır:

1. Beklemek
2. Müzik

İşin bekleme kısmı diğerine göre daha kolaydır, ama nedense servis şoförlerinin verdiği tahmini varış zamanları gerçek hayata pek uymamaktadır. Bu nedenle okul günlerinin sabahlarında (ve özellikle de sabahın kör saatlerinde) ülkemizin her yanında boş boş bekleyen her yaştan gençle karşılaşmak olasıdır.

Bekleme sıkıntısı olarak adlandırdığımız sendromdan kurtulmanın iki tescilli yolu var:
· Gerçeklikten uzak servis şoförlerine karşı ipod ya da diskman ile silahlanın.
· Yanınıza okuyacak bir şey alın.

Hayatında birkaç kere servise binmiş biri bile servislerle ilgili en kötü diğer şeyin müzik olduğunu kabul edecektir. Servis adabına göre yaşça büyük ya da fizikçe iri olanlar servisteki müzik haklarının hepsini elinde bulundurur ve ne hikmetse hiçbir zaman sizinle aynı zevki paylaşmazlar. Müzik eziyetinden kurtulmak için yine ipod veya discman’le silahlanmak en uygun harekettir. Bunun dışında yolculuk boyunca gürültülü müzik çalınmayacağına dair servis içinde yapılan bir anlaşma da işe yarayabilir.

Ders saati

Okullar açılıyor, hadi siperlereGelelim ilk hafta kabuslarının en büyüğüne. Hemen herkesin bildiği gibi öğretmenler çok aceleci insanlardır. Okul başladıktan bir gün sonra ders yapmak konusunda feci ısrarcıdırlar. Bize gelen bilgilere göre bazıları ilk gün bile ders yapmaya çalışıyormuş, ki kısaca düşman başına diyoruz.

Neyse, bu durumun ismini de “acil ders sendromu” koyuyoruz ve yapabileceğiniz şeyleri hemen sıralıyoruz.
 

1. Dersi dinleyin (nasıl olsa dinlemek zorunda kalacaksınız)
2. Dersi dinleyin (nasıl olsa dinlemek zorunda kalacaksınız)
3. Dersi dinleyin (nasıl olsa dinlemek zorunda kalacaksınız)

Haha, evet fazla yardımcı olamadığımızı biz de fark ettik ama gelin gerçeklerle yüzleşelim, dersleri dinlemeden bitmez o okul.

Sonuç

Okullar açılıyor, hadi siperlereDediğimiz gibi ilk hafta biraz zorlansanız da sonrasında okula alışacak, hatta şaşırtıcı bir biçimde sevmeye başlayacaksınız. Yazın hemen ardından okula dönmek zor olsa da, özünde güzel bir şey öğrenmek. O nedenle ilk hafta şokundan sonra hem tıpış tıpış hem de isteyerek okulun yolunu tutacaksınız.

Son olarak, hepinize başarılı bir okul yılı diliyor ve ilk haftayı fazla sarsılmadan atlatmanızı umuyorum.

 

8/9/2007 | Kategori: oKuL | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

HANGİ DERSİ NEDEN SEVELİM??

 

Hangi dersi neden sevelim?Okula dönüş zamanı geldi malum. Gelsin okul koridorlarında arkadaşlarla ders arası muhabbetler, gitsin kantin turları. Tabii okul hayatı sadece bunlardan ibaret olsaydı hayat daha kolay (ama bir yandan da boş) olurdu; arada bir de derslere girmek gerekiyor.

Sizi bilmiyoruz ama olduğundan eminiz, bizim favori derslerimiz vardı. Bazı derslere girerken diğerlerinden daha bir canlı, daha bir kendimizden emin olurduk. Konuya daha bir yakın hissetmek, anlatılanları kolayca anlamak, sınavda çıkacak sorulara korkmadan bakmak içimizi rahatlatırdı. Bazı derslere girerken ise öğretmen kaldırıp, durup dururken bir soru soracak diye huzursuzlanmak, anlatılanları ilk seferde anlamak mümkün olmayacak diye endişelenmek, anlamadığımızı açık etmeyi göze alıp sorular sormak ile daha sonra işi kıvıran arkadaşlardan ufak bir ders daha almaya çalışmak arasında bocalamak, dersten neredeyse soğumamıza neden olurdu. Oysa şimdi, aradan zaman geçince duruma biraz daha dışarıdan, farklı bir gözle bakabiliyoruz. Hele ki İnternet’in de varlığıyla işler ayrı bir güzelleşti. Haydi duruma ders ders bakalım:


Türkçe - Edebiyat: Güzel yazı, sayısız dilbilgisi kuralları, Divan Edebiyatı’nın ağır anlatımı, biluimum şiirde şairin aslında neler demek istediği gibi pek çok konu, bu dersin hiç de yabana atılacak durumu olmadığını kanıtlıyor. Bazılarınız bu konularda doğal bir yeteneğe sahip olmamanın sıkıntısını yaşıyor olabilirsiniz. Ama duruma şöyle bakın: İleride hayatta en çok işinize yarayacak derslerden bir tanesi bu. Doğru konuşamayan, yazamayan bir insan olmak yaşamın her alanında eksi puan getirir. Oysa bunun tam tersi, insanı her ortamda başarıya yaklaştırır. Hem bakın her an bir yerde yazılarınız yayımlanabilir. Bizim okuldayken en iyi dersimiz boşuna mı buydu sanıyorsunuz? Ufak dilbilgisi tüyoları için bakınız şu yazımız. İnternet desteği için de sadece şu adres bile yeter. Buradaki konular tüm müfredatı kaplar kapsar gibimize geliyor.

Hangi dersi neden sevelim?Matematik: Onu çok sevenler de var, ondan çok korkanlar da. Bizim şahsi derdimiz açıkçası en başta trigonometri idi. Sonsuz formüller, denklemler, eşitlikler, açılar, pi’ler, hipotenüsler, bir dolup bir boşalan havuzlar ortada uçuşurken rahat bir nefes almak kolay değil, kabul ediyoruz. Ama gelin işi şöyle taa ilkokul sıralarında kesirler ve kümelerle işe başladığımız zamandan ele alın. Aslında olay oldukça keyifli, bir bulmaca gibi. Zor evet ama zorluğu, altından kalkılamayacak türden değil. Bazılarımızın daha çok çalışması gerekiyor sadece. Kaçmayıp işin üstüne giderek, bıkıp usanmadan soru çözerek matematiğe yakınlaşabilirsiniz. Sevdiğiniz konular başta olmak üzere (şahsen bizimki geometriydi) yılmadan çalışırsanız matematiği alt edebilirsiniz. Farklı bakış açılarına kulak verin, pratik çözümleri kullananlardan yardım alın. Matematiğin hayatta her daim işinize yarayacağından emin olun. İleride tarihçi ya da trafik polisi bile olsanız, matematiğin sağladığı analitik düşünme tarzı her daim sizi bir adım ileri götürecek, inanın. Başımıza geldi, oradan biliyoruz.Ayrıca burası ve burası işinize yarayabilir.

Hangi dersi neden sevelim?Tarih: Biz tarih öğrenirken İnternet neden yoktu diye ahlayıp vahlıyoruz. O zaman kitaplardan kuru kuru savaşları, antlaşmaları, krallarla padişahları öğrenmeye çalışmazdık. Şimdi Pasarofça Antlaşması ile ilgili bir Google taraması yapsak bir sürü sonuç çıkıyor. Tek kaynağa bağlı olmamanın keyfini çıkarın. Yalnız bundan bir iki sene sonra öğrenciler daha da şanslı olacak, siz de bizim gibi derdinize yanacaksınız diye korkuyoruz, zira o zaman dersler çeşitli filmler ve belgesellerle renklenecek, gazete çıkarılacak, öğrencilerin kimi sahneleri canlandıracağı drama çalışmaları yapılacakmış. Aslına bakarsanız tarihi sıkıcı ve sırf ezbere dayanan bir konu gibi değil de heyecanlı bir roman gibi ele alırsanız işiniz kolaylaşıyor, bizden söylemesi. Üstelik özellikle yakın tarihi bilmek, şimdiki olayları değerlendirmede çok işe yarıyor. Tarih bilmenin genel kültür anlamında da çok havalı bir tarafı olduğunu herhalde inkâr etmeyeceksiniz. Eh, bir de bilgi yarışmasına katıldığınızı düşünün; Osmanlı Devleti’nin Avrupa cephelerinde uzun bir barış dönemine girdiği 1718 tarihli antlaşma sorulduğunda ne diyeceksiniz? (Pasarofça diyeceksiniz tabii ki)

Kimya: Elementler, bileşikler, maddenin özellikleri, çözeltiler, tablolar, deneyler... Biraz karmaşık bir yapısı olduğunu kabul ediyoruz ama kendi içinde bir bütünlüğü var ve mantığını anlayınca gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Kendinizi kimya konusunda sudan çıkmış balık gibi hissediyorsanız mutlaka bu işi kıvıran bir arkadaşınızdan yardım isteyin. Kendi öğrenciliğimize dayanarak söylüyoruz ki bilen arkadaşlarla çalışarak kimya konusunda çok ilerleyebilir, kendinize şaşabilirsiniz. Zevkli deneyler de var hem. Üstelik düşünsenize, kimya hayatın her anında her an olmaya devam edecek. Kimse size molekül incelemesi yaptırmayacak ama siz dünyaya daha farklı ve zengin bir bilinçle bakabileceksiniz. Eh, bulmacalarda periyodik tablonun, kuzu sesi ve Mısır tanrısından sonra en sık sorulan soru olduğunu da fark etmişsinizdir. Buradan ve buradan faydalı bilgiler de alabilirsiniz.

Hangi dersi neden sevelim?Coğrafya: Ahh ah, bizim zamanımızda Google Earth mü vardı? Sadece bu bile coğrafyanın eğlenceli hale gelmesini sağladı bize göre. Coğrafya çalışasımız var yani, o kadar söyleyelim. Dereler tepeler size düz gelsin, coğrafyanın içini dışını öğrenin. Üstelik hayatta her zaman işinize yarayacağı en ayan beyan ortada olan derslerden biri de bu değilse nedir? Eliniz değimişken buraya da bakarsınız.

Fizik: Lisedeki fizik öğretmenimiz içbükey ve dışbükey aynaları anlatırken “içbükey aynalar sizin göbeğinize, dışbükey aynalar benim göbeğime benzer” demişti. Böyle şeker bir öğretmenimiz vardı; sınavlarda çok zor sorular sorar ama ucundan kıyısından doğru bir şeyler yazdıysanız elinden geldiği kadar not da verirdi. Şimdi sizin durumunuz ne bilmiyoruz ama fizik dersiyle arası hoş olmayan çok arkadaşımız var. Oysa fiziği anlamak, dünyada olan biten pek çok şeyin sırrını ortaya çıkarmak demek. 5. kattan düşen bir kedinin 2. kata yaklaşırken ne kadar hızlanacağı, basketbolda pas verirken topu nereden sektirirsek istediğimiz oyuncuya ulaşacağı, gökkuşağının nasıl bu yedi renge büründüğü hep fizikle ilgili. Size destek olabilecek adreslerden bazıları şu, şu ve şu.

 

Hangi dersi neden sevelim?Biyoloji: Sizce de endoplazmik retikulum çok sevimli değil mi? Tabii ki tek başına koskoca dersi sevdirecek kadar değil ama... Peki ya DNA sarmalı? Tamam tamam itiraf ediyoruz, biyoloji en sevmediğimiz derslerden biriydi. Ama şunu söylememize izin verin: Yunancada biyoloji kelimesi, “yaşam bilimi” anlamına geliyor. Direkt olarak varlığımızla ilgili şeyleri öğreniyoruz bu derste. Bir özelliği de sayısal ve sözel derslerin kesiştiği bir noktada olması. Düşünsenize, fizik kadar sayısal değil ama tarih kadar sözel de diyemeyiz. Enteresan bir konumu var. Hayat boyu işe yarayacağı da kesin. Tamam, tarihin en eski geyiklerinden biri olan “kurbağanın sindirim sistemini bilsem ne olur bilmesem ne olur” sorunsalı bu dersten çıkmıştır ama bu bir istisnadır, konuların çoğunluğu birebir hayatın içindendir. Üstelik genetik bilimi de biyolojiden kaynağını alır ve biliyorsunuz özellikle hastalıkların önlenmesi adına genetiğin ilerlemesi çok önemlidir. Biyolojiden zevk almak kolaydır, yeter ki kendinizi bu fikre kapamayın. Ayrıntılı bilgi için bakınız burası ve burası.

Hangi dersi neden sevelim?İngilizce: Kişisel ilgi ve sevgiyle birazcık desteklediğiniz zaman İngilizceniz sular seller gibi akar gider. Kulağınızı bu dile açmak için altyazılı İngilizce dizileri ve filmleri seyretmekten daha iyi bir yol düşünemiyoruz. O altyazılara ihtiyacınız kalmadığı zaman gelince çok mutlu olacaksınız, garanti veriyoruz. İngilizce şarkıları dinlerken anlamak da cabası. Üstelik iş hayatında İngilizcenin ne kadar gerekli olduğu da malumunuz. Eh, arada bir de yurt dışına seyahate gideceğinizi düşünürseniz, Fransa hariç tüm dünya ülkelerinde İngilizce ile yaşayabilirsiniz. Fransızlar bu konuda biraz gıcıktır, illa onların dilini konuşmanızı beklerler. Eh, ona da o zaman bakarız. Bu arada sayıca daha az olsa da Fransızca, Almanca, İtalyanca gibi Avrupa dillerinin yabancı dil olarak görüldüğü liseler de var elbet. O zaman da onun avantajını kullanın; İngilizceyi nasıl olsa öğrenmek zorunda kalacaksınız büyük ihtimalle ama bu dillerden birini önceden bilmek size artı puan kazandırır. Faydalı bazı adresler ise şu, şu, şu ve şu.

 

www.istegenc.com.tr

8/9/2007 | Kategori: oKuL | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı


Get kardeslikk chat group | Goto kardeslikk website

Daha fazla bilgi yarışması için buraya tıklayın

© oKuL - eğlence - Blogcu Copy right Information
Put all your links here.. write down what ever you like
Designed by : Rambling Soul | XHTML 1.0 | CSS | Uyarlama : ŞablonTüRK

cursor